Mış gibi yapmak
Anlıyormuş gibi, görmemiş gibi, duymamış gibi...
Bazen kısa hikayeler, bazen güncel sorunlara göndermeler...
Bugün gönderme yapmamızın zamanı. Klasik bir tartışma konusu olacak ama "Dünya nereye doğru gidiyor?". Biz geçmişte safahat içinde yaşayan zenginlerin ve muktedirlerin abuk sabuk zevklerine, basında sergilenen partilerde sergiledikleri manyaklıklara şahit olmuştuk. Ama son zamanlarda basın üzerinden duyduklarımıza ve gördüklerimize inanmak mümkün değil. Eğer doğruysa bu sapıklıkları yapanlar insan familyasından gelmiş olamaz. Veya biz insan familyasını yanlış tanıyoruz.

Son birkaç haftada basında Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein ve çevresindeki "elitler" hakkında binlerce döküman ve görsel paylaşıldı. İddialar akıl alacak gibi değil. Ritüeller, ayinler, kurban edilenler, eti parçalanıp yenilen bebekler ve daha neler. İşin kötü yanı bu sapkınlıklar bizzat gücü elinde tutanlar tarafından organize edilmiş. Okyanus ortasındaki adada dünyaca tanınan sanatçıların, devlet adamlarının, önemli kişilerin resimleri ve videoları boy boy sergileniyor. Şimdi hepsi birer birer günah çıkarıp "Aslında çok tanımıyordum. Görüştüğüm için pişmanım" diyorlar. Halkından özür dileyenler dahi var.
Şimdi bu konuda -blog köşemde- ahkam kesmem zaten anlamsız. Bunların hiçbirini insan olarak biz zaten yapmayız, yapamayız. Hem insani duygularımız, vicdanımız hem de inançlarımız bizi her zaman doğru yola sevk eder. Ama içimizde böyle sapıklar yok mu? Tabii ki var. Bundan belki 5-10 sene önce İzmir Menderes'te gayrimeşru bebeğinin - söylemeye zorlandığım detaylarda - fotoğraf ve videolarını tüm dünyadaki p*rno sitelerine servis eden bir baba yakalanmıştı. Bilemiyorum şimdi ne yapıyor? Çoktan aramıza karışmış da olabilir. Veya bizzat kendi çocuğuna defalarca teca*üz eden, hatta hamile bırakan babalar da gördük. Tüm bu olanlara şahit olup konuşmayan, saklayan anneler de... Neymiş öldürülmekten korkuyorlarmış. Ya da bebeklere yoğun bakımda tokat atarak ömür boyu zihinsel engelli olmasına neden olan hemşireler, yeni doğan çetesi ve diğerleri. Bunlar -bana göre- gerçekten rehabilite olabilecekleri kuşkulu suçlular. Ve kesinlikle toplumda tecrit edilmelidirler. Pekala dosyalarda adı geçen ünlüler, devlet başkanları, film yıldızlarına ne demeli? Bu kadar insanı toplumdan uzak tutabileceğimiz bir yer var mı acaba? Bazen düşünüyorum da potansiyel suçluların daha suçu işlemeden yakalanıp toplumdan izole edilmesini sağlayan bir yöntem olabilseydi keşke. Böyle bir bilim-kurgu izlemiştik. 2002 yılında yayınlanmış Minority Report isimli filmde aynen böyle bir konu ele alınmıştı. Suç oluşmadan potansiyel suçluyu bulup cezalandırmak... Ütopik de olsa insanın kulağına hoş geliyor.

Olaylar bu noktaya nasıl geldi? Bu sapıklar etrafımızda hep vardı da saklanıyorlar mıydı? Yoksa süreç içinde arayış içine giren sapkınlar cinsel fantaziler, uyuş*rucu, pedo*f*i derken bu noktalara kadar mı geldiler? Açıkçası bu sapıklıklar her nasılsa bir şekilde araştırılır. Ama bu olayların bize açtığı travmalar ne olacak? Açıkçası olan-biten bende insanlığa dair umudumun son kırıntılarını da süpürdü. Gözlerinin önünde binlerce bebek, çocuk açlıktan, sefaletten ölürken ses çıkarmayan ve tavır koymayan "gelişmiş" ülkeler bu olayların da magazinsel yönüne yoğunlaştılar. Haberlerinde olayların detayından çok orada kimlerin, hangi ünlülerin bulunduğuna yer veriyorlar. Ve sansasyonel haber peşindeler. Çünkü TV başındaki kitle böyle haberler bekliyor. İnsanların resmen infial içinde olması gerekirken haber bültenlerini Netflix dizisi izler sakinlikte takip etmesi beni çok üzüyor. Bu bültenlerdeki olayların Amerika'da veya okyanus ortasında bir adada cereyan etmesi sanki insana çok uzakta gerçekleşen şeyler hissini veriyor. Oysa globalleşen dünyada dün orada olan bir şeyin yarın kapınızda olmaması için bir neden yok.
TV başındakiler merakla izliyor. Ya bu konuyu araştırması gerekenler? Herkes bu haberleri üç maymun modunda mı izliyor acaba? Veya daha iki hafta önce yazdığım gibi "Bana dokunmayan yılan..." hesabı kimse suya sabuna dokunmayacak mı? Bu konu "mış gibi" yapılacak bir konu değil kuşkusuz. Bir tavır koymak, araştırmak ve somut görüş bildirmek gerekiyor. Amerika'da süren soruşturmanın detaylarını ve sonunda -eğer herşey gerçek ise- ismi geçenlerin nasıl bir yaptırımla karşılacaklarını merak ediyorum. Bu konuda vatandaşımıza yansıyan bir etki varsa devletimizden, istihbaratından veya dış temsilciliklerdeki diplomatlarımızdan bu konuda bir aksiyon bekliyoruz. Proaktif davranıp hemen gerekli soruşturmayı başlatan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığını da tebrik ediyorum.

Oktar Babuna olayında, kanser araştırmaları için binlerce kişiden toplanan kan örnekleri ortadan kaybolduğunda, depremde kayıtsız, gerekçesiz birçok kişi ortadan yok olduğunda da bizler hep görmezden geldik. Önemsemedik. Çünkü önemseyen birilerinin olduğunu düşündük. Dün Fatih Altaylı'nın bir videosunu izledim. Devletin resmi verilerine göre son 10 yılda ülkede 90 binin üzerinde çocuk kaybı olduğu yönünde açıklama yaptı. Takip eden gün bu açıklamayı TC İletişim Başkanlığı yalanlayan bir paylaşım yaptı. Açıklamaya göre bu rakamı doğrulayan bir istatistik yok. Ama ortada bir kayıp çocuk sorunsalı olduğu da aşikar.
Sözün özü; bu noktada bize düşen nedir? Söyleyecek söz bulamıyorum. Bizler çocukluğumuzda sabahın kör karanlığında okula gider gelirdik. Ailelerimiz cep telefonunu bırakın sabit telefonun bile lüks olduğu dönemde, kimseyle irtibatta olamadığı halde telaş yapmazlardı. Dönüşte eğer keyfi bir gecikme ise bunun bedelini bir şekilde öderdik. Bugün okul kapılarındaki servis araçlarını gördüğümde içimden "Bu kadar araca, servise ne gerek var?" derdim. Bu olanlardan sonra bırakın servisi, bizzat çocuğumu kendi ellerimle teslim alırdım diye düşünüyorum. Yani aile olarak yapabileceklerimiz sadece çocuğumuzu yabancılara karşı daha temkinli yetiştirmek ve sürekli şüpheci olmakla sınırlı. Zaman ekonomik açıdan insanları ciddi oranda zorluyor. Bugün bir çocuğu okutmanın, büyütmenin ve belli bir yaşa getirebilmenin ailelere hem maddi hem de manevi yükler getirdiği tartışmasız. Tabii ki evlatlarımıza herşey feda ama ya durumu olmayanlar? İnsanlar finansal açıdan zorlandıkça işlerine yoğunlaşıyorlar ve hayat koşuşturmacası içinde ailelerini, çocuklarını ihmal edebiliyorlar. Sonunda ihmal edilmiş, yok sayılmış bir nesil yetişiyor. Onlar da kendilerini ispatlayabilmek ve gün geçtikçe zalim bir yöne doğru koşan bu toplumda yer edinebilmek için -zamanla- insanlıktan çıkacak yönlere sapabiliyorlar. Tabii ki buna çanak tutan medya, TV ve gündemlerinin de etkisi büyük. Bu Epstein olaylarının devamında pek çok sapkınlığın haber bültenlerine düşmesi olası. Zira her şey önce normalleştiriliyor sonra da süreç içinde alelade bir vakaya dönüşüyor.
Büyüklerimizin dediği gibi çocuklarımızı "Allah iyi insanlara denk getirsin". Biz bireysel olarak bu sapıklara karşı birşey yapacak güce sahip değiliz ama en azından aile özelinde önlemlerimizi alabiliriz.
Bu hafta güncel bir olay hakkında konuştuk. Haftaya yepyeni bir kısa hikaye ile karşınızda olacağım: "Davetsiz Misafir"
İyi bir haftasonu dilerim.
Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:
Bir yanıt yazın