İd, Ego ve Süperego

İd, Ego ve Süperego

Bu yazıda karar mekanizması, bilgi toplumu ve cehalet konularını kendimce sorguluyorum

Uzmanı değilim ama biraz internetten araştırdım. İd, ego ve süperego nedir diye.. İd (yani hayvansal içgüdü); altyapısında uygarlık içinde kendine şekil vermeye çalışan insanın zamanla geliştirdiği ego örüntüsü diyor.. Görüntüde (mizaç dedigimiz) var olan ego topluluğu. İd isteği hemen olmasını ister, ego gerekli şartların yerine getirildiğinde o isteğe ulaşılacağını belirtir, süperego ise hem idi hem egoyu belli bir süre idare ederek, yapılacak davranışın toplumsal şartlara, ahlak vs. vs. gibi şeylere uygunluğu belirler ona göre hareket sağlanır. Bunu araştırmamın tabii ki nedeni var. Ego her anımızda bizi yönlendiren, bazen destekçimiz bazen kösteğimiz.

İyi de durup dururken neden bu konu? Bazen bir konuda şikayet ederiz de detayı için kendimizi yormaz sadece eleştiririz. Geçenlerde oğlumun söylediği bir cümle beni etkiledi. Din, inanç ve dogmalar hakkında yapılan tartışmalara girmeden direk görüş bildiriyoruz. Aslında sorgulamamız gereken, görüş bildirmeden önce gerekli bilgi altyapısına kavuşmak olmalı. Din konusunda ortamdaki din bezirganlarına bakarak yorum yapmak kolay. Ama olayı derinlemesine anlamak konuya hakim olmayı gerektiriyor. Şimdi egoların mücadelesi hakkında şikayet etmek yerine ben de oturup bir kaç sayfa karıştırmak ve bunun nedeninin kaynağına inmek istedim.

Okuduğum çalışmalar insanların aldığı kararların yaşadığı sosyal ortam, yetiştiği çevre ve ortam koşulları ile şekillendiğini söylüyor. Ama tabii ki doğuştan belleğine standart olarak nakşolmuş komutlar da var. Kurban olduğum yaratan her canlının setup dosyalarına “aç kalma”, “hayatta kal”, “önce sen” gibi komutları kodlamış. Süreç içinde uygarlaşıp kendi yolunu çizen insan bu tip hayvani güdülerini bir kenara bırakmasa da bastırmış. Ama bu bastırılmış güdüler idrak seviyesine göre gün içinde trafikte, metroda, bankada veya sıra beklediğimiz bir kuyrukta bir anda ortaya çıkıveriyor.

Şimdi kişisel bir itirafta bulunayım;
Egoları yüksek biri miyim?
– Evet..
Törpülemeye çalışıyor muyum?
– Elden geldiğince..

Sıkıntı da zaten bu noktada çıkıyor. Kırmızı ışıkta durduğunuzda hemen yanınızda beliren ve aralıksız ara gaz çalışmaları yapan bir Doblo sürücüsü veya uçağa binmek için sıra beklerken çaktırmadan sizin önünüze geçmeye çalışan bir kurnaza kim haddini bildirmek istemez? Eminim bir çoğumuz içinden aynı görüşte olsa da mağrurca “valla ben bu tip olaylarda sakin kalıyorum” diyecektir. Bu sadece ego değil aynı zamanda özeleştiriden uzak samimi olmayan bir ifade. Gelin kabul edelim ki inip o Doblo sürücüsünü daha sarı ışık yandığında önünüze geçip hakkınızı gasp ettiği için boğazlamak istiyorsunuz.

Ben itiraf edeyim; istiyorum..Yani istiyordum. Ama sık yaptığım yurtdışı seyahatlerim ve yurtdışındaki gözlemlerim bu tip davranışların bizim gibi sıcak kanlı toplumlarda, ilkel benliğin daha sık ortaya çıktığı durumlarda oluşturduğunu gösterdi. Çoğu zaman sağ koltukta oturduğum halde trafikteki davranışlarına baktığım direksiyondaki Avrupalı arkadaşım benim hep düşündüğümün tersine aksiyonlar aldı. Yani stresten uzak, insanların haklarına ve kişisel alanına saygı gösteren bir anlayış ile hareket etti. Bize ne kadar uzakta.. Her seyahatimin sonrasında ne kadar kendime telkin etsem de sadece bir hafta içinde ben de sürüye uyarak aynı davranışları sergilemeye başlıyorum. Ve bir anda değişime ciddi karşı durduğumun farkına varıyorum. Halbuki değişmek zor olsa da farkındalık bunun ilk adımı değil mi? Madem farkındayız, öyleyse değişmek için kendimize zaman tanımalı ve kendimizi zorlamalıyız. Ben kendi adıma buna kendimi zorladığımı söylemek istiyorum.

Arkamda korna çalana inat yolda geçmek isteyen bir insana yol vermek, sıramı çalmak için çaba sarf edene “buyurun sizin aceleniz var herhalde” diyerek yol vermek veya metroda sürü olarak sizin inmenize izin vermeden binmeye çalışan güruha artık kızmamak benim hedefim. Gün geçmiyor ki yol verdiğim bir bebekli bayana geçin derken arkamdaki sabırsız sürücünün beni sollayarak geçen kadına neredeyse çarpmasına şahit oluyorum. Veya otopark kapısına duyarsızca park edip giden birine saldıracak kadar sinirliyken karşı apartmandan kucağında engelli bir çocukla arabasına geldiğini görüp utandığım an.. Aslında verdiğimiz reaksiyonlar anlık. Belki de 1-2 dakika sonrasını görebilsek yapacaklarımızdan utanacağız veya üzüleceğiz. Ama yine de hatalarımızdan ders almıyoruz, tekrar ediyoruz.

Değişmek lazım. Hemen, şimdi…Kolay mı? Kesinlikle hayır. Ama inanıyorum bu beni daha mutlu ve sağlıklı kılacak. Her şeyden önce insan gibi yaşamaya çalıştığımı hissettirecek. Benim de ihtiyacım bu. İnsan gibi yaşamak..

Evet değişim konusu artık kaçınılmaz oldu. Bu konuya iyi hazırlanıp sizinle paylaşmam lazım. Bir sonraki yazım “Değişim”..

Benim yansıttıklarımdan da yeni kırınımlar oluşturabilecek birileri olur ümidiyle….

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir