Kim kimi kıskanıyor?
Gerçekler acıdır
Uzun süredir yazmıyorum. Web sitemi elden geçirip yeni yüzüyle tekrar derleyip toplayınca bir motivasyonla kısa bir yazı yazmıştım. Sonra… Sonra mı ne oldu? Günün karmaşası, ekonomik mücadeleler yetmezmiş gibi bir de 19 Mart krizi çıktı. Milyarlarca dolarlık kaynak bir gecede eridi gitti ve sonunda yine ülke kaybetti, biz kaybettik. Şimdi bu moral ile gel de bir şeyler yaz…
Bazen insan kaçmak ister. Hani sosyal medyada diyor ya; “Bakkala gidiyorum deyip Madagaskar’a kaçasım var” diye.. Benim çok fazla kaçacak yerim yok. Bunaldığımda ilk adres olan sevgili dostum İsmail’in yanına 2 haftalığına kaçtım. Bol bol gezdim, fotoğraf çektim, amaçsızca bit pazarlarını dolaştım, doğal alanları, parkları ziyaret ettim. Gezerken ülkenin siyasetinden ve gerginliğinden uzak bir süreç geçirmeyi düşünmüştüm ama akşam eve her dönüşümde youtube üzerinden günün haberlerini izleyip stres dozajımı almayı ihmal etmedim. Çünkü bir anda bırakırsanız sakin, sessiz hayat sizi boşluğa düşürebilir. Sonuçta biz Türk’üz ve bize aksiyon lazım.
Amerika seyahatlerimin dönüşü benim için hep travmatik olmuştur. Trafikten sosyal hayata, çevreden doğaya hep ister istemez insan ülkesiyle kıyaslıyor. Bu kez doğaya, çevreye değil de et fiyatlarına, tekstil fiyatlarına, insanların hayata nasıl tutunmaya çalıştıklarına daha bir derinlemesine bakmaya çalıştım. Önceki seyahatlerde neyi nerede uygun fiyata alacağımı bilirdim. Bilemesem de İsmail bana yardımcı olurdu. Bu seyahatte artık Amerika’nın bizim için uygun bir yer olmadığı daha da netleşti. Gitmeden önce youtube üzerinden nedense yurtdışındaki marketlerde neyin ne kadar ettiğini izlerken buluyordum kendimi. Gidince kendi gözlerimle şahit oldum. Bize ülkemizden başka yerde artık bize hayat yok. Burada da herşey ateş pahası ama eğer orada çalışıyorsanız asgari bir geliriniz olsa dahi karnınızı gönlünüzce doyurabiliyorsunuz. Ama bizim için olay biraz farklı, bir turist olarak bile gittiğinizde özgürce ve umarsız harcama yapamıyorsunuz. Her attığınız adımı ölçmeniz biçmeniz gerek yoksa dönüş bir felaket olabilir.
1 Lb (pound) yaklaşık 453 gr ediyor. Yani fiyatları yaklaşık yarım kilogram için gibi düşünebilirsiniz. Yani etin kilosu 40-45$ gibi. Tabii ki bundan daha da düşük fiyata bulunabilir ama benim baktığım özellikle rib eye, t bone gibi lüks parçalardı. Döndüğümde özellikle kontrol ettim T bone kg fiyatı burada 1300-1400 TL iken orada 1600-1700 TL gibiydi. Benzin fiyatları ise bize 1.80$/lt iken orada 0.85$/kg civarında. Yani özetle fiyatlar bizden ucuz değil hatta bir miktar pahalı. Sadece akaryakıtta bizden daha iyiler. Sonuçta dünyanın dört bir yanında sömürdüğü kaynaklar düşünülürse zaten bu normal.
Madem fiyatlar bu denli yüksek öyleyse bu adamların bizi kıskanması lazım, öyle değil mi? Ama kıskanmıyorlar ne yazık ki… Çünkü kağıt üzerindeki asgari ücretin tabanı saatlik 12.5 $ ve bu fiyatın altında bir işçi çalıştırabilmeniz mümkün değil. Bu fiyat en düşük fiyat ve bu fiyatlarda bir işçi bulabilmeniz zaten çok zor. İşten eve gelene kadar çocuğunuza bakması için tutacağınız bir latin amerikalı teyze bile saati 20$ dan aşağıya gelmiyor. Bu da aylık olarak tam gün mesai yapan bir için 2000$ üzerinde bir rakama varıyor. Şimdi Amerika’da yaşayan dostlarımız yazabilir. 2000$ ile burada yaşanmaz ve yeterli değil diye ama burada da durum farklı değil. Emekli veya asgari ücret alan 15-25.000 TL bandında (500-600$) çalışıyor. İşte sıkıntı tam da bu noktada. Burada en taban maaşı alan bir amerikalı rahatça markete gidip 1 kg eti 45$’a lıp evine götürebiliyor. Ama ülkemizde bu mümkün değil. Bir emeklinin 1 kg et alması için aylık maaşının 10%’unu harcaması gerekiyor.
Evet durum aynen bu. Bizim için bir çok hayati ihtiyaç gün geçtikçe lüks oluyor. İnsanlar etten, sütten, çikolatadan artık bir lüks tüketim maddesi gibi uzaklaşıyor. Halbuki insanca yaşayabilmek için en azından herkesin mutfak harcamasını gönlünce yapabilmesi gerekmez mi? Durum vahim. Kemeraltına indiğimde bakıyorum Kent lokantasında hep kuyruk var ve belirli bir saatten sonra giderseniz içeri girmeniz olası değil.
Durum böyle olunca insanın kim kimi kıskanır acaba diyesi geliyor. Öyle ya bu Amerikalıların da kıskanacağı bir şeyimiz olmalı. Çok aradım ama ben bir neden bulamadım. Sadece oradakilerin Avrupa’daki politik gelişmelerden pek haberi olmadığından veya takip etmediklerinden mevcut Trump uygulamaları sonucunda yavaş yavaş bizlere imrenme tohumları filizlenmiş gibi. Ben de onların bu hayallerini yıkmamak için pek bizim durumdan bahsetmedim. Adamları uyandırmadım. Bıraktım biraz daha bizi kıskansınlar…
Sözün kısası amaç neydi? Sıkıntılardan kaçarak biraz dingin bir tatil yapmak ve kendine zaman ayırmak. Ne oldu? Evet bir sürü fotoğraf çektim, gezdim ama ülke gerçeklerinden de uzaklaşamadım. Zaten uzaklaşmak bu gerçeklerden kaçmak olası değil. Tam tersi bu sıkıntıları kabullenmemek ve değişmesi için çaba harcamak gerek. İşte o mativasyonla geri dönüp işe güce dört elle sarıldım. Kimbilir belki de bu sıkıntıları aşmanın bir yolu bir gün belirir. Neden olmasın?
Herkese iyi bir hafta, sıkıntısız bir Mayıs baharı dilerim.
Bir yanıt yazın