Buluşma 3 Final

Buluşma 3 Final

Bu buluşma ne yöne gidiyor?

Önceki haftalarda üniversite sıralarında başlayan dostukların yıllar sonrasına taşındığı bir geceye şahit olmuştuk. Herkesin kendince bir hikayesi, görüşmedikleri 35 yıl süresince yaşadığı hayatları vardı. Biz insanları en son gördüğümüz andaki halleriyle hatırlarız ama gelgelelim acaba o, bizim geçmişte bıraktığımız kişi midir? Final bölümünü okumadan önce Buluşma Bölüm 1 ve Buluşma Bölüm 2'yi bu linklerden okumanızı öneririm.

Gece sessiz ve durgun başlamıştı. Geçmişin eşelenmesi ile ortaya çıkan olaylar masadakileri kimi zaman gerdi, kimi zaman ise güldürdü. Gecenin ilerleyen saatlerinde alkol sınırları zorlanmaya başladıkça gizli saklı hikayeler birer birer gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Sinan'ın cezaevi deneyimleri, Hülya'nın fal-büyü maskesi altındaki gizemli dünyası veya Naim'in siyasi islam koridorundan yürüdükçe durdurulamayan yükselişi masada derinlemesine konuşulan mevzulardandı. Arada bir lafa girseler de Ayhan ve Ahmet pek konuşmuyorlardı. Ali özellikle Ahmet'in sessizliğine dikkat etmişti. Sanki eski dostlarıyla bir araya gelmek yerine buluşanların aralarında konuştukları hakkında istihbarat toplayan bir ajan gibiydi. Sessiz ve düşünceli bir şekilde öylece konuşmaları izliyordu. Ayhan ise Ahmet'e göre daha konuşkandı. Hatta Sinan'in seviyesiz söylemleri karşısında Hülya'ya sahip çıkması ve tartışmaların hep içinde olmaya çalışması gruba olan ilgisini gösteriyordu. Ama kendisi ile ilgili soruları da acemice geçiştirdiği gözden kaçmıyordu. Ali'nin gözleri bir an Ahmet'in bardağına takıldı. Herkes bardak bardak içiyorken o neredeyse bir yudum ancak almıştı. Masadaki duruşu da bir garipti. Sanki her an yerden bir şeyi eğilip alacakmış gibi bedeni bir tarafına doğru eğilmiş vaziyette oturuyordu. Ali hafifçe ayakkabılarını bağlayacakmış gibi yaparak yere doğru eğildi. Masanın altından baktığında Ahmet'in sağ elinde bir silahın olduğunu fark etti. Telaşla doğruldu ve Ahmet ile göz göze geldi. Ahmet eliyle Ali'ye sus işaretine benzer bir şey yaptı. İşaret üzerine Ali donakaldı. Masadaki durumun kimse farkında değildi. Bir tek Ali ve Ahmet olayın içindeydiler. Geri kalanlar ortamın havasına kapılmış gidiyorlardı. Masada herkes tıpkı bir film makarasından akar gibi eğleniyor birbirlerine coşkuyla bir şeyler anlatıyordu. Fonda grek müziği duyulurken her masadan gelen servis, çatal, bıçak sesleri ve müşterilerin konuşmaları birbirine karışıyordu. İnsanlar içkili yerlerde yasakları pek takmadığı için yavaş yavaş ortamı da bir sigara dumanı kaplamış haldeydi.

Ali o dar zamanda ne yapabileceğini düşünürken kafasında hala silahı, Ahmet'i ve Ayhan'ı aynı konuda bir araya getiremiyordu. Tam ayağa kalkıp Ahmet'e doğru yönelecek iken bir anda restoran kapısı kırılırcasına içeri doğru açıldı. İçeri girenler fiziklerine bakıldığında pek de yetişkin görüntüsünde olmayan yapıda iki kişiydi. Ellerindeki silahlarla dostların bulunduğu masaya doğru yöneldiler. Birinin kafasında motosiklet kaskı, diğerinde ise operasyon beresi vardı. Yüzleri tam olarak seçilemiyordu. Kasklı olan belli ki kendisine iletmesi için verilmiş bir mesajı bağırarak Ayhan'a doğru tekrar etti ve elindeki otomatik silahı ateşledi. Müdahalede geciken ve sivil polis oldukları her hallerinden belli iki kişi de aceleyle restorana girerek saldırganlara doğru ateş etmeye başladı. Masada da Ahmet gece boyunca sakladığı silahını saldırganlara doğrultmuş Ahmet'i korumaya çalışıyordu.

Restoran bir anda savaş yerine dönmüştü. Herkes masaların altına saklanmaya çalışmış. Saklanamayanlar kendilerini yerlere atmışlardı. Tüm bu olan biten insana çok uzun sürmüş gibi gelse de toplamda 10-15 saniye sürmüştü. Kasklı saldırgan vurulmuş yerde yatarken diğeri de kıskıvrak yakalanmıştı. Masada ise Ayhan kanlar içinde yerde yatıyordu. Tamamen şans eseri masada ağır yara alan biri olmamıştı. Bazılarında ufak tefek sıyrıklar vardı ama dert edilebilecek kadar büyük şeyler değildi. Ortam bir anda adeta toz duman altında kalmıştı ve diğer masalarda yaralananların inlemeleri, yardım istemeleri kulaklara geliyordu. Neden sonra içeri polisler ve sonrasında ambulans ve görevliler ulaştılar.

Kask ve operasyon beresi çıkınca altından 14-15 yaşlarında iki genç çıkmıştı. Sanki kendilerine verilen görevi yapmanın gururunu yaşayan bir yüz ifadesine sahiptiler. Vurulanın yarası çok ağır değildi. Ama Ayhan acil servise kaldırılacak kadar ağır yaralanmıştı. Hepsi bir anda alkolün etkisinden çıkarak kendilerine geldiler. Masada pansuman yapılırken Ahmet de gizlediklerini açıkladı. Ayhan müteahhit olduğu için sıkça ihalelere katılıyormuş. Ve yakın zamanda bir ihale mafyası tarafından tehdit edilmiş ve emniyete de bildirimde bulunmuş. Ali dayanamadı; "Eee sen ne alaka Ahmet?" çünkü hepsi Ahmet'i bir kamu kuruluşunda mühendis sanıyordu. Ahmet de masada anlatamadığı hikayesini birkaç cümleyle özetledi. O da askerlik sonrası devlet adına bazı operasyonlarda görev alarak güvenlik güçlerine katılmış ve kimliğini sürekli - görevi gereği - herkesten saklamış. Yakın zamanda Ahmet'in dosyası eline ulaşınca da bizzat bu operasyonda olmak istemiş.

Hepsi gecenin finalinde soluğu hastanede Ayhan'ın yanında aldılar. Yaraların ölümcül olmadığını öğrenerek teselli buldular. Ve sonrasında birer birer evlerine dağıldılar. Ayrılırken tekrar görüşürüz bile diyemediler. Zira o gece yaşadıkları tekrar yaşamak isteyebilecekleri şeylerden değildi. Ve bir ömür boyu unutamayacakları da aşikardı...

Hayat uzun bir yolculuk. Bu yolculuğun bir bölümünde beraberce yaşadığımız dostlarımız tıpkı bir filmin kısa süren bir sahnesindeki gibi bizimle aynı sahneyi paylaşıyor. Ve sonrasında sahneden çıkıyor. Bizler de o dostlarımızı geçmişte bıraktığımız gibi hatırlıyoruz. Veya öyle hatırlamak istiyoruz. "Ne komik bir arkadaştı" veya "Ne kadar çalışkan biriydi" diyebiliyoruz. Gel gör ki hayat çok acımasız ve süregelen filmin sahnelerinde hayat insanı yoğuruyor ve bir başka şekle sokuyor. Sizin o komik dediğiniz esprili çocuk gidiyor yerine yüzünde yaşanmışlıkların bıraktığı derin izler bulunan yorgun, bıkkın ifadeli biri geliyor. Veya masum ve tertemiz bir kalbi olan birinin yıllarca cinayetten yattığını öğreniyorsunuz. Ben tabii ki daha kolay anlaşılır olması için olayları biraz abartıyor olabilirim. Ama bir gerçek var ki; o da insanların bıraktığınız o masum ve temiz yüzlü hallerinin uçup gitmiş olduğudur. Ender insan kalbindeki temizlik yüzüne vurmuş ifadesi ile bu günlere kadar gelebiliyor. Hayat şartları, koşullar ve hayat mücadelesinin getirdiği acımasızlık, gaddarlık insanların ruhunu şekillendiriyor. Tartışmasız ruha yansıyan izler bazen simaya da yansıyabiliyor. Mizacım gereği her zaman bardağın dolu yanını görmeye çalışırım. İnsanlarla da ilişkimde hep tam not verip zaman içinde bu notu güncellerim. Ve genel olarak o not süreç sonunda hep düşer.

Yazılarımı geniş bir çevreden çok fazla okuyan olduğu için dostlarımı kırmak istemem. O nedenle biraz genel konuşacağım. Son zamanlarda geçmişte tanıyıp çok sevdiğim dostlarımın zaman içinde ne kadar değiştiğini görerek sıkça hayal kırıklığına uğruyorum ve kendimi üzülüyor buluyorum. Keşke hepsi tanıdığım zamanki gibi temiz, candan ve içten kalabilseler.

İyi bir hafta sonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

-30Gün -1Saat -31Dk -10Sn

Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir