İnsana ne ilham verir?

İnsana ne ilham verir?

Acılarımızla mı yoksa mutluluklarımızla mı besleniyoruz?

Bazıları vardır hep acılarından bahseder. Yaşadıklarından, hayatındaki zor anlardan. Ne kadar da büyük zorluklar yaşamıştır onlar. Dertleşmeye başlarsın hemen ağzınıza lafı tıkıştırıverir. Hemen yaşanmışlıklarından başlar, geçmişine kahreder. Halbuki bir o mudur bu zorlukları yaşayan, deneyimleyen?

Herkes üçgenin iç açılarına değil kendi iç acılarına odaklı günümüzde...

Bir de mutluluk anları vardır. Baştan sona huzurlu, mutlu ve geleceğe umutla bakılan anlar. Ne yazık ki bu anların tadını çok uzun süre çıkaramayız. Daha doğrusu çıkarmayız. Hemen yeni hedeflere odaklanırız. Sanki bu güzellikler ve bizi mutlu kılan şeyler hemen eskimeye, bayatlamaya başlar. Tıpkı Sezen'in bir şarkısında söylediği gibi "Bir çocuğun her oyuncağa çabucak doyumu" gibi çabucak eskitiyoruz mutlu ve güzel anlarımızı. Ne de güzeldir mutlu olabilmek ve huzurla, iç sakinliğiyle hayata bakabilmek. Düşünüyorum da baştan sona mutluluk senfonisi gibi süren bir film veya kitap çok da fazla hatırlamıyorum. Yerli de olsa, yabancı da olsa önce çok mutlu ve huzurlu bir yaşamı vardır kahramanımızın. Sonra birden her şey yerle bir olur ve mücadele başlar. Ona üzülürüz hep beraber. Ya da tam tersi; çok sıkıntılı bir geçmişle mücadele eder kahramanımız. Sonra birden hayata umutla bakacağı bir gelecek kapısı açılır önünde. Biz de filmin sonuna doğru huzurla bir oh çekeriz. Şimdi şöyle bir durun; bir film veya roman düşünün, baştan sona adeta mutluluk şelaleleri ile dolu... Şimdi bana bir sürü roman ismi söyleyebilirsiniz, biliyorum. Ama bunların çoğu çocuk romanları veya çizgi filmlerde olur. Pollyanna gibi, Şeker Kız Candy gibi... Onların masumluğuna lafım yok. Tabii ki yetişkin olana kadar çocuklarımızı sevgi ve mutlulukla dolu bir dünyada yetiştirmeliyiz. Ama ya onlar büyüyüp birgün yetişkin olunca? İlk mutsuzluk onlar için bir travma olmayacak mı? İlk başarısızlık, ilk aşk acısı veya...

Bir de başka bir azınlık var. Sürekli sırıtan ve etrafına bir sevgi kelebeği enerjisi yayanlar. Çevrenizde bu tip kişiliklerden mutlaka vardır. Hemen şimdi Facebook sayfalarına bir bakın, onlarcasını göreceksiniz. Canım, hayatım, aşkitom... Görseniz herkes aşk için, herşey mutluluk için yaratılmış. Gerçekte de durum böyle mi? Bunlar kendileri ile ilgili bir samimi bir paylaşım ile yaptıklarını insanların gözüne sokma görgüsüzlüğünü birbirinden ayırt edemeyeceğimizi mi düşünürler bilinmez. Eğer gerçekten hayat onlar için böyle şen-şakrak sürüyorsa kendilerini tebrik ediyorum. Ama sanki bu yaptıkları bana biraz teatral ve yapmacık geliyor. Bazen düşünüyorum da; başkalarının mutluluğunu kıskananlardan mıyım acaba? Değilim tabii ki; ama onların diğer insanların gözlerine sokarcasına bir tiyatro oynamalarına da takık durumdayım.

Şimdi acılar ve mutluluklar konusu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Bu konuyu düşünmeme neden olan bir arkadaşım yazdığım hikayelerdeki hüzünlü veya üzücü detaylara takılmış. Ona yeni bir hikaye yazdığımı söylediğimde "Aman üzüntülüyse hiç gönderme" diyor. Aslında bu bana bir iltifat olmalı diye düşünüyorum. Çünkü eğer yazdıklarımla onu duygusal olarak etkileyebiliyorsam işimi iyi yapıyorum demektir. Rahmetli Erol Taş da sokakta yediği dayaklardan anlarmış canlandırdığı karakteri ne derece başarılı oynadığını... Aslında arkadaşım da kendince haklı. İnsanlar artık onları üzecek, sıkacak ve sıkıntıya sokacak şeyleri görmek, okumak istemiyor. Çünkü yaşamımız zaten bir sürü dert ve tasayla doluyken insan eline aldığı bir yazıyı okuduğunda güzel şeyler hissetmek istiyor. Ama diğer yandan da yaşadığımız gerçekler var. Hastalıklar, kazalar hatta ölüm de yaşamın bir parçası. Önemli olan bizim bunları nasıl göğüsleyebildiğimiz değil mi? Burada yine Sezen'e gideceğim ve "Gelsin hayat bildiği gibi" diyeceğim.

İnsanların yaşadığı acıları ve bunları geride bıraktıktan sonraki rahatlamalarının verdiği mutluluğu dizilerde bile ön plana çıkarmıyorlar mı? Her dizide mutlaka bir trafik kazası veya yaralanma ve sonrasında hastane, yoğun bakım sahneleri yok mu? İstatistikler ve ölçümler dizilerin en çok rating yaptığı bölümlerin bu sekansları içeren bölümler olduğunu söylüyor. Tabii ki benim hikayelerimde bir rating kaygısı yok. Yapmak istediğim; insanların iyisiyle kötüsüyle yaşadıklarından bir kesiti satırlarımda canlandırabilmek.

Ben acıyı da mutluluğu da bir arada yaşayanlardanım. Çünkü biri olmadan diğerinin tadı çıkar mı? Hayatta bir dualite gerçeği var. Yani beyazla siyah, acıyla tatlı, gündüz ile gece gibi. Biri olmadan diğerinin değeri anlaşılamaz. Gündüzün aydınlığı ve dinamizmi, gecenin sessizliği ve dinginliği ancak böyle karşılatırılabilir hale geliyor. Dedim ya ben her ikisini de beraberce aynı potada eritebilenlenlerdenim. Siz de numara yapmayın, biliyorum siz de benim gibisiniz...

Acılarla mı? Mutluluklarla mı?

Yazıma acıları bal eyleyen Hasan Hüseyin Korkmazgil'in dizleri ile son vereyim

.....
kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne
ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

Hasan hüseyin korkmazgil

Acısıyla değil daha çok tatlısıyla iyi bir hafta sonu dilerim.

Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Comments (2)

  • Sinem Ekiz cevap

    Tesekkurler, umutlu bir yaziydi. Bir gun bu yaziniza cevabimi yazi ile verecegim. Neden aman uzuntulu bir sey okumak istemedigimi o zaman anlarsiniz, bayım. Ve tekrar yazmaya da baslamis olursam, bir kere daha tesekkur hak edersiniz.

    21 Kasım 2025 , 22:27
    • admin cevap

      Değerli yorumunuz için teşekkürler. Cevaben yazacağınız yazıyı merakla bekliyorum.

      22 Kasım 2025 , 13:19

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir