Buluşma 2

Buluşma 2

Ortak payda; kariyer, para, mal, mülk

Geçtiğimiz hafta üniversite sıralarında başlayan dostlukların 35 yıl sonraya taşınmasına şahit olmuştuk. Eski dostlar yılların getirdiği özlemle bir kafede buluşup sonrasında akşam yemeği için otantik bir meyhaneye gitmişlerdi. Gece samimi bir ortamda başladı.

Bu bölümü okumadan önce ilk bölümü okumak isterseniz Buluşma Bölüm 1 burada!

Dostlar masada rastgele konumlanmış ve konuşurken herkes bir diğerinin yıllar içinde ne yaptığına odaklanmıştı. Hepsi geçen yılların getirdiği veya götürdüğü şeyleri bir diğerine anlatmanın telaşındaydılar. Evlenen, ayrılan, iş kuran-batıran derken bir anda kendilerini derin mevzular içinde buldular. Bu arada masaya sipariş almak için gelen garsonlar bu yoğun iletişimin arasına bir türlü giremiyorlardı. Çaresiz masadaki düzeni tekrar elden geçiriyor gibi yaparak uygun zamanı kolluyorlardı..

Sonunda şef garson araya girebildi: "Evet içki siparişlerimi alabilirim, ne alırdınız?" Ali masaya döndü; "Arkadaşlar rakı mı içeriz? Şarap veya başka bir şey düşünen var mı?" Masada çoğunluk rakıda hemfikir olsa da Ali bir anlığına Naim'in mutsuz yüz ifadesi ile göz göze geldi. "Ne oldu Naim bir sıkıntı mı var?" Naim biraz rahatsız bir tavırla; "Ben alkol almıyorum artık Ali" diyebildi. Şaşıran Ali garsonu eliyle bir büyük rakı işareti yaparak gönderdikten sonra masaya döndü. "Ya Naimciğim sabahlara kadar Dimitrakopulo içtiğimiz günler geride mi kaldı şimdi? Halbuki içimizde en çok şarabı sen severdin, ne oldu?" Naim biraz huzursuz ve tedirgin ifadeyle"Öyle olması gerekti" diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı. Üniversite döneminde fakültede öğrenci birliğinin en etkin solcularından Ali bir anda muhafazakar tarafa yöneldiğini düşündüğü Naim'e yüklenmeye başladı."Ne oldu da değiştin be kardeşim? Biz abin hacı hocaydı diye bilirdik. Şimdi sen de mi hoca oldun?" Ali'nin alaylı konuşması Naim'i rahatsız etmişti. "Bunun hacı hocalıkla ilgisi yok, öyle olması gerekti" diyebildi . Ali durmadı; "Eee abin ne yapıyor? Mahmutpaşa'da dükkan vardı?" . "Görüşmüyoruz artık, yurtdışına gitti ve uzun süredir ortalarda yok" diyebildi. Masada genel bir sessizlik hakim olmuştu. Sessizliği yine Ali bozdu:" 15 Temmuz sonrası gitmiş olması bir tesadüf olabilir mi?" Bu soru masada adeta soğuk bir rüzgar estirmişti. Ali'nin cevap beklediği yoktu. Amacına ulaştığı için rakısından bir yudum aldı ve yanındaki Hülya'ya döndü: "Sen nasılsın, ne yapıyorsun?". Konunun yönü değişince masadakiler biraz daha rahat nefes aldılar. Çünkü herkes Naim'den bir reaksiyon bekliyordu. Aslında bir anlığına kalkıp gitmeyi aklından geçirmişti ama sonra Ali'nin her zamanki densizliğine verdi. Hiçbir şey olmamış gibi suyundan bir yudum alıp etrafında olup bitenleri izlemeye geçti.

Yıllar hızla geçmişti. Bir dönemin uçarı gençliğinin rüzgarına kapılmış bu insanlar süreç içinde yol ayrımlarında seçimlerini yapmışlardı. Naim'in abisi ülkeden kaçmış ve yurtdışında bir düzen kurmuştu. Ama Naim burada kalarak yaşamına devam etmişti. Ama garip olan bu değişimin Naim'e hiçbir olumsuz etkisi olmamıştı. Aksine bakanlıkta mühendislik görevine başlamış ve her dönem terfi basamaklarını üçer beşer çıkarak bu noktalara kadar gelmişti. Abisinin ve ailesinin yurtdışına kaçışından sanki etkilenmemiş hatta olumlu yönde etkilenmiş olduğu söylenebilirdi. Bu durum aşırı hassas Ali'nin de biraz sinirini bozuyordu. Oldum olası liyakat, hak, hukuk, adalet konularına takıntısı vardı. Belki de bir araya gelmeyi bir fırsat bilip içindekileri masaya dökmüş, rahatlamıştı.

Hülya Ali'nin sorusu üzerine belki de masada biraz daha görünür olabilmek adına; "Ben de sosyal medya ve blog yazılarına yöneldim" diyerek beklediği ilgiyi üzerine çekebilmişti. İnsanlar masada az önce oluşan gergin havanın da dağılmasını fırsat bilerek Hülya'nın söylediklerine odaklandılar. "Biliyorsunuz okul zamanlarında da düşüncenin gücü, şifacılık ve biyo-enerji uzmanlığı konusunda çalışırdım. Şimdilerde benim için bu artık bir hobiden çok ciddi bir işe dönüştü". Sinan her zamanki densizliği ile; "Geçenlerde instagramda bir haberde senin için ünlülerin falcısı yazıyordu" deyiverdi. Hülya zoraki bir gülümsemeyle "Evet öyle de diyorlar ama bu çok sığ ve bilgisizce yapılan bir tanımlama" diyebildi. Aslında haberde kullanılan fotoğraflar öyle demiyordu. Gizli olarak çekilen fotoğrafta genişçe bir yatak üzerinde dağılmış halde tarot kağıtları ve uygunsuz halde bir çiftin görüntüleri vardı. Sinan'ın "Hülya, sadece fal baktığınızdan emin misin?" demesiyle kahkahayı basması bir oldu. Sinan esprisine kendi yapıp kendi gülmüştü. Masada yine soğuk bir hava esti. Herkesin yüzünde zoraki bir gülümseme oluştu ama uzun süredir görüşmeyen dostlar arasında Hülya'nın faldan başka işlerle de uğraştığı düşüncesi oluşmaya başladı. Basında çıkan fotoğraflarda Hülya ile yatak döşek yakalanan ünlü iş adamı karısından defalarca af diliyordu. Haberde Hülya'nın fal, büyü işleriyle haşır neşir olduğu ve ünlü fabrikatörü de kolayca ağına düşürdüğünü yazıyordu. İnsanlar bu konuda da fazla yorum yapmak istemediler. Bu durumda konuyu değiştirmek en doğrusuydu. Gece daha başlarken gerginlik had safhaya ulaşmıştı.

Ayhan Sinan'ın Hülya için söylediklerine takılmıştı. Kadının masada savunmasız durumda kalması onu rahatsız etmişti. Sonuçta bu özel hayata dair bir şeydi ve kimseyi ilgilendirmezdi. Sinan'a dönerek; "Yani Sinan yine yaptın yapacağını... Şimdi hoş mu oldu bu söylediklerin?" Hülya'ya dönerek "Bak arkadaşımızı üzdün" Sinan her zamanki umursamazlığı ile; "Hayat bir şekilde devam ediyor. Ben onu suçlamadım sadece basında gördüklerimi söyledim. Zaten benim onu eleştirecek durumum da yok. Hele 6 yıl içeride yattıktan sonra ahlaktan veya toplumsal kurallardan söz edecek masadaki en son insan ben olmalıyım" diyerek rakısından büyük bir yudum daha aldı. Bir anda masada gözler Sinan'a dönmüştü. Ali; "Nasıl yani? Cezaevinde miydin bunca zaman?" Sinan sadece başını salladı. "Bir kamu ihale yolsuzluğunda ben de arada kaynadım. Derdimi anlatana kadar..." Belli ki bu konuda çok konuşmak istemiyordu ama birisinin konuyu masaya getirmesinden önce davranıp kendi söylemek istemişti. Bu haber masada tüm odağın tekrar Sinan'a dönmesine yetmişti. Ali hayat görüşünün ona dayatmalarını bir yana bırakarak para ve ahlak odaklı bu konuda fazla bir yorum yapmak istemedi. Zaten hava haddinden fazla gerilmişti. Gecenin amacı insanları yaptıklarından ötürü sorgulamak değildi. Birden ayağa kalktı: "Ya hep böyle karamsar şeylerden mi bahsedeceğiz? Biraz da mutlu şeylerden konuşalım. Hepimizin sıhhatine kaldırıyorum, şerefe!" diyerek bardağını havaya kaldırdı. Ali'nin bu hareketi herkesten destek buldu. Hatta yan masalardaki insanlar da buna katıldılar. Yunan taverna müziğinin tınıları kulaklarda çalınırken insanlar melankolik olmaktan çok mutluluk peşinde koşmak istediklerini gösterircesine birden hareketlendiler. Kimi olduğu yerde ayağa kalkarak müziğe eşlik etmeye başladı, kimi ise sirtaki-zeybek arası ne oynadığı çok anlaşılamayan bir şekilde müziğin ritmine ayak uydurmaya çalışıyordu. İnsanlar bunalmıştı. Tek istedikleri kısa süre de olsa mutlu olmak ve dertlerini kafasından ertelemekti.

Gergin başlayan gece kısmen yumuşamış ve mutlu bir evreye dönüşmüştü. İlk dubleler içildi. Derken ikincisi ve devamı... Dostlar içtikçe daha bir sessizleştiler. Alkolün de verdiği rahatlama ile birbirlerine açıldılar. En çok Sinan cezaevinde yaşadıklarını anlatmaya hevesliydi. Oldum olası rahat bir tip olan Sinan her detayı anlatırken zerre kadar oraya neden düştüğüne değinmiyordu. Öyle ya oraya her düşen sanki kader mahkumuydu. Bu sırada Hülya ve Naim tamamen sessiz, konuşulanları dinliyorlardı. Ali sanki geceyi yöneten kişiydi. Zaten öğrenciyken de böyleydi. Sanki anasının karnından yönetici olarak doğmuştu. Bu arada okulda siyasi olarak tamamen zıt taraflarda olduklarından Ayhan ve Ahmet, Ali ile diyaloğa pek girmiyorlardı. Onlar da sağda, milliyetçi tarafta yer almışlardı. Masadakiler pek bilmiyordu ama okulda çoğu kez bu iki grubun taşlı sopalı karşılaştıkları olmuştu. Şimdilerde Ayhan bir müteahhit, Ahmet ise Ali gibi yine bir kamu kuruluşunda mühendislik yapıyordu. Yıllar geçse de siyasi görüşleri pek değişmemişti. Ama hiçbirinin savundukları siyasi görüşle örtüşmeyen bir kariyer serüveni olmuştu. Bu serüven hep para, iktidar ve ego örüntüleriyle doluydu. Ne solcusu komunist olarak, ne de sağcısı gerçek bir milliyetçi veya muhafazakar kalabilmişti. Ortak payda; kariyer, para-pul, mal vemülk olmuştu.

Gecenin ilerlemesi ile alkol sınırları zorlanmaya başladı. Masalarda ya genel bir eğlence hali ya da mutsuzluktan kaynaklanan sessiz, melankolik tablolar oluşmaya başlamıştı. Dostların masasında ise daha çok eğlence ve geçmişe özlem hakimdi.

DEVAMI HAFTAYA

Haftaya final bölümünde dostlarımız geceyi noktalayacak. Olacakları bekleyelim, görelim

İyi bir hafta sonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

-30Gün -1Saat -31Dk -8Sn

Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir