Yalnızlık Bölüm 3 Final

Yalnızlık Bölüm 3 Final

Yalnızlık bir seçim mi? Kaçış mı?

Dikkat! Hikayenin final bölümünü okumadan önce 1. Bölümü ve 2. Bölümü okumanızı tavsiye ederim.

İnsan başına ne zaman neyin gelebileceğini bilemez. Belki de hayatı iyisiyle kötüsüyle gizemli kılan ve yaşamaya değer bir heyecan katan sır burada saklı olabilir. Kimisi bu heyecanı sürekli yaşamak ister ve heyecanla doludur. Hayatı doyasıya yaşar. Çevresiyle bütünleşir ve enerjisi ile etrafına ışık saçar. Kimisi ise bu heyecanı zaman içinde kaybeder ve hayat artık çekilmez bir eziyete dönüşür. Adeta ışığı sönmeye yüz tutmuştur. Elini eteğini herşeyden çeker ve huzur içinde gelmesi gereken sonu bekler. Dağdaki yaşlı adam da hayata bir sebeple küsmüş ve kendi korunaklı sığınağına çekilmiş beklemektedir. Yıllardır sıradan geçen günlerin ardından yaşadığı bu aksiyon dolu saatler onu biraz olsun heyecanlandırmış ve hayata tutunmasını sağlamıştır. Bakalım devamından neler olacak?

Günün yorucu saatleri geride kalmış ve akşam yemeği sonrasında artık kendini yatağa atmasının zamanı gelmişti. Gün gözlerinin önünden bir film şeridi gibi akıyordu. Anne ayının yaralanması ve gelip yardım istemesi, yavrunun çaresizlik içinde uzaktan olanı biteni izlemesi insanın içini burkuyordu. Ne kadar yabani de olsa önüne konan yemek kabını gördüğünde yaramazlığı bir yana bırakıp karnını doyurması ve minnettar gözlerle ona bakmasını hiç unutamıyordu. Yıllardır dağın başında yalnız başına geçirdiği günler boyunca yapayalnız yaşamış ama bundan rahatsızlık duymamıştı. Hayata küskün bir şekilde dağda yalnızlığını yaşarken hayatını doldurabilecek bir sevginin eksik olduğunu hissetmemişti. Daha doğrusu böyle bir sevginin kalbine dolmasına izin vermemişti. Dostlarına, yakınlarına, herkese hatta tanrıya dahi küskündü. Hayat arkadaşı ellerinden kayıp giderken hiçbir şey yapamamıştı. Bundan sürekli hayatı ve çevresindekileri suçluyordu. Zaten bu dağın başındaki ücra yere gelmesinin de bir sebebi buydu. Yani yalnızlık onun seçimiydi. Bir seçim mi yoksa bir kaçış mı? Evet, seçimden çok sanki bir kaçıştı bu. Kaçmak ve kimseye muhtaç kalmadan kendi dünyasında yaşamanın vereceği huzur...

Ama sonuçta insan sosyal bir varlık. Kendini öylece çevreden "şak diye" soyutlayamazdı. Dağın başında olsa da market alışverişi yapmak, hasta olunca doktora görünmek veya yalnız başına üstesinden gelemeyeceği bir çiftlik işi olunca komşulardan yardım istemek gerekiyordu. Ama en önemlisi düşündüğü, bir şeyler paylaştığı ve beraberce zaman geçirdiği bir dosta her zaman ihtiyaç vardı.

Günler her zamanki gibi yalnız ve sıradan bir şekilde gelip geçti. Ama adamın ayı ve yavrusu ile ilgili merakı bir türlü geçmedi. Acaba yaşıyorlar mıydı? Yarası iyileşmiş miydi? Yavrunun durumu nasıldı? Birkaç kez izleri takip ederek kulübeden dağa doğru oldukça uzaklaştı. Ama daha fazla ileriye gitmeye cesaret edemediği için en azından baharı beklemeye karar verdi.

Bir bahar sabahı yine erken kalkmıştı. Çayını demlemiş, eski fotoğrafların olduğu bir kutuyu kucağına almış geçmişteki anların karelerini tek tek inceliyordu. Aslında bir tane fotoğraf makinesi olsaydı ayıların fotoğrafını çekebilirdi. Telefonu da eski tip olduğu için kamerası yoktu. İlk fırtsatta bir makina almalıyım dedi içinden. Fotoğrafların detaylarını incelerken kapının önünde bir takım tıkırtılar duydu. Bir sincap veya başka bir kemirgendir deyip geçti. Tıkırtıların devamına ezilen otların hışırtısı da eklenince yerinden doğruldu ve kapıyı araladı. Etrafta kimse yoktu. Kapıyı kapatırken yerde bir şeyin bulunduğunu fark etti. İlk gördüğünde yerdeki nesnenin ne olduğunu anlayamadı ama eğilince bunun bir parça petek olduğunu gördü. Tazecik bal yere doğru sızarken güneş ışığının etkisi ile adeta altın gibi parlıyordu. Hemen mutfağa gidip bir tabak aldı ve eğilip petek parçasını tabağa koydu. Bunları yaparken iki çift gözün kendisini uzaktan izlediğini fark etti. İlerideki ağaçların yanında anne ve yavrusu onu izliyordu. Yavru büyümüştü. Annesi kadar olmasa da o da iri yarı bir ayı olmuştu.

Bir süre öylece karşılıklı bakıştılar. Sonrasında önce anne sonra yavrusu dönerek geldikleri yöne doğru yürümeye başladılar. Adam arkalarında bakarken onlar yine inlerine doğru yürümeye başlamışlardı. Onlar dönerken yaşlı adam neden insanlardan uzak kaldığını tekrar gözden geçiriyordu. "Doğru karar" dedi içinden. Ne yazık ki insanlarla beraber olduğunda belki sosyalleşiyordu ama bencil, egoyla dolu davranışlarına çokça şahit olmuştu. Ama hayvanlar öyle değildi. Onların sevgisi saf ve temizdi. Müşteşekkirlikleri sevgiden ve minnet duygularından kaynaklanıyordu. İnsanlar ise çıkarcıydı ve menfaatçiydi. Her zaman bir adım sonrasını planlıyorlardı. Acaba herkes böyle miydi? Şöyle bir geçmişe baktığında onu bu düşünceden alıkoyabilecek bir şey bulamadı. Eşini kaybettikten sonra neredeyse hiç kimse ile bir bağı kalmamıştı. Zaten kendi ailesini savaşta kaybetmiş ve arkasında kimse kalmamıştı. Varsa yoksa eşinin ailesi vardı hayatında. Ama o da öldükten sonra ne arayan oldu, ne de soran... Oğlu bile "yoğun iş temposundan" ara verip onu ziyaret etmemişti. Şimdi onu düşünen, değer veren, minnet ile yaptığı yardıma karşılık veren iki can vardı. Gözünden süzülen yaşlara engel olamadı. Hayat bu kadar çekilmez ve sıkıcı değildi eğer başını kaldırıp şöyle etrafına bakarsan. Baldan bir lokma aldı. Hayatında bu kadar lezzetli bir bal yememişti. Adeta insanın hiçbir yerde bulamayacağı lezzette bir baldı. Arkalarından tekrar baktı ama ağaçların arasında çoktan gözden kaybolmuşlardı.

Sonraki haftalarda bu bal getirme ritüeli defalarca tekrar etti. O da bu ikramlara karşılık kapısına yiyecekler bırakmaya başladı. Ve bu durum böylece sürüp gitti. Ayılar adamı hayata bağlamıştı. Artık bir gün bile gecikseler onları merak ediyor, neredeyse pencere kenarında günü geçiriyordu. Evet, yalnızlığı bir tercih olarak seçmişti ve bunun bir kaçış olduğunu da kabul ediyordu ama artık yalnız değildi. Onu hayata bağlayan ve onu düşünen dostları vardı. Hayatını, yatma kalkma saatlerini, evinin önündeki düzeni her şeyi onlara göre tekrar elden geçirmişti.

Hayata küsmek kolaydı. Ama zor olan bu alınganlığı, küskünlüğü bir kenara bırakarak savaşmaktı. Küstüm diyerek her şeyden elini eteğini çekmek bir kaçıştı, belki de uslanmaz bir bıkkınlıktı. Bunu üzerinden atmak için insana bir neden gerekirdi. O da bu nedenlerden iki tane bulmuştu....

Bu hikayede doğadaki dostlarımız yalnız adamın hayat ateşini harlayan, yaşama motivasyonunu tekrar kazanmasını sağlayan nedenleri yarattı. Hayata karşı duruşumuzu belirleyen, yaşadığımız hayal kırıklıkları ile yaşama sevincimizi örseleyen şeylerden acilen kurtulmak belki de en doğru reçetedir. Geçmişle yaşamak eskiyi hatırlamak insanı mutlu kıldığı kadar bugünün umutsuzlukla dolu günlerine de lanet okumamızı sağlıyor olabilir. Geçmişi geçmişle, bugünü de bugünün şartlarıyla yorumlamak gerekir. Dün iyisiyle, kötüsüyle yaşandı ve geride kaldı. Artık bizim önümüzdeki güzel günlere yoğunlaşmamızın zamanıdır.

İyi bir hafta sonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

01Gün 22Saat 26Dk 26Sn

Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir