Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

En azından bunu biz biraz zor göreceğiz gibi…

Bir şeyler yazmak için biraz biriktirmek gerekiyor. Bazen “Tam da bunu yazmam lazım” diyerek karar alıyorum ama söz uçar yazı kalır hesabı – satırlara dökülmediğinde – kafanızdan uçup gidiyor. Ben de hazır bir şeyler aklımdayken bunları yazıya dökeyim dedim.

Bizler sessiz sedasız virüse 2019 sonundan bu yana maruz kalmışız da haberimiz yok. Daha dün Sağlık Bakanı bunu 2019 sonu fark ettiklerini ve sessiz sedasız ilaç temini, yoğun bakım hazırlıkları yaptıklarını açıkladı. Yani felaket gelirken biz kuzu gibi kaderimizi beklemişiz. Bir çoğumuz son zamanlarda “Bu nasıl bir gripmiş 2 aydır sürünüyorum” tarzı yakınmalardaydık. Kimbilir? Belki de ayakta bu virüsle mücadele ettik veya halen ediyoruz. Diğer yandan bu Covid19 illetine maruz kalan dostlarımızdan aldığımız bildirimler bu hastalığın hiçbir şeye benzemediği yönünde. Yani öyle farkında olmadan ayakta atlatmak kulağa pek de inandırıcı gelmiyor.

Kuşkusuz covid19 gerçeği herkesi bir parça paranoyak ve obsesif hale getirdi. Maskelerin altından herkes acaba birbirine “Bu da mı zombi” tarzında bakıyor. Yolda yürürken yolunu değiştirenler, mümkün olduğunca hiçbirşeye dokunmak istemeyenler..Geçenlerde metroda durulan bir durakta kısa bir sinir harbine, bir nevi sabır testine tanık oldum. Normalde birbirinin üstüne çıkarcasına inmeye çalışanlar şimdi kapıyı açma butonuna bir başkası bassın diye bekleyince herkes neredeyse bir sonraki durağa kadar beklemek zorunda kalacaktı. Beni tanıyanlar sosyal mesafenin bu denli önem kazanmasına en çok sevinenlerden biri olduğu tahmin edebilir. Zira koyun refleksi ile bomboş otoparkta ısrarla yanınıza park edenden veya bomboş bir kafede hiçbir yer yokmuş gibi arkanızdaki sandalyeye ilişmeye çalışan teyzeler beni acayip rahatsız ederdi. Şimdi en azından bunu daha az yaşayacağız. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu kesin…

Evet, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Alışveriş tarzı, ticaret şekilleri, öncelikler, insan ilişkileri toptan değişiyor. İnsanlar zaten gittikçe yalnızlaşmaya ve kendini iyice mobil cihazlara gömülmeye başlamışken bu pandemik durum hayatımıza bir de sosyal mesafe kavramını ekledi. Zaten yalnızlaşmaya başlayan bireyler iyiden iyiye toplamdan kopuk, şüpheci, dolayısıyla daha egoist ve kendi menfaatlerini, sağlığını ön planda tutan bir tarza evriliyor. Herkes maske ve eldivenin bir çöp değil bizzat tıbbi atık statüsünde olduğunu bildiği halde yerlere atabiliyor. Yani “Ben korunuyorum ama işim bitince bundan en kısa yoldan kurtulayım da gerisi beni ilgilendirmez” diyor. Sonuçta onları yerlerden yine birileri toplayacak ve o virüs seni gelip bir yerde bir şekilde yakalayacak…

Dün sosyal medyada paylaştım. Neden bu atıkları sorumsuzca yerlere atanlar cezaladırılmıyor? Sonuça polis 65+ ve 18- avına pek bir gönüllü çıktı. Hatta korsan berberleri suç aletleri olan makas ve tarak ile suç üstü yapıyor. Ve bunlar ulusal kanallarda esrar eroin imalathanesi gibi haber oluyor. Bari bu kolluk güçlerini toplumun faydasına kullanıp bu atıkları sağa sola atanları cezalandırsak olmaz mı? En azından bu bütçe covid19 mücadelesine ayrılır. Bir başka düşüncem de bu atıkları tıbbi atık kutularına atanlara attıkları karşılığında yenisinin verilmesi..Neden olmasın?

Satırlarımın sonunda geçtiğimiz günlerde hem sosyal medyada hem de instagram sayfamda paylaştığım bir fotoğrafı burada sizinle paylaşmak istedim. Belki de yukarıda yazdıklarımın hepsini bir karede anlatmamı sağlıyor. Yalnız bir yolculuk, hızla akıp gidiyor…

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir