Zaman geriye akar mı? (Final)

Zaman geriye akar mı? (Final)

Zamanı geri alabilseniz bu şansı nasıl kullanırdınız?

Geçtiğimiz hafta kahramanımız tam anlamıyla bir şok yaşamış ve zamanda geri gittiğini deneyimlemişti. Eğer hikayenin bu bölümünden okumaya başlıyorsanız size blog yazılarım sayfasına giderek bir önceki bölümü okumanızı tavsiye ederim.

Aynı günü baştan yaşarken neleri değiştirmek istedi beraberce görelim:

§

Zaman Geriye Akar mı? (Final)

Garip ama aynı günün sabahını tekrar yaşıyordu...

Apar topar giyindi, evden çıktı. Yine hızlı adımlarla metro istasyonuna yöneldi. Merdivenleri alelacele indi ve treni beklemeye koyuldu. Birkaç dakika sonra tren geldi. Açılan ilk kapıdan içeri girdiğinde adeta damarlarındaki kanının donduğunu hissetti. Aynı aile ilk koltukta tıpkı önceki (günkü) gibi oturuyordu ve karşısındaki koltuk da boştu. Gözlerine inanamadı ve usulca karşılarına oturdu. Onları baştan aşağı süzmeye başladı. Adam çok yorgun, bir eliyle gözünü ovuşturuyor diğer eliyle de kucağındaki çocuğunu sıkı sıkıya tutuyordu. Kadın ise elindeki poşeti karıştırıp eksik bir şey olup olmadığını kontrol ediyordu. Gariptir daha önce kadının bu telaşlı haline dikkat etmemişti. Çocuğun huzurlu uykusuna ve babanın yorgunluğuna yoğunlaşmıştı. Metronun kapıları kapandı ve tren yavaşça hareket etti. Son anda yetişmeye çalışanlar yürüyen merdivenden indiği gibi kapılara koşmuş ama kapanan kapıların ardında kalakalmışlardı. Kapılardan birinin camına adeta yapışan bir adam silüeti dikkatini çekti. Saati ona hastane önünde satan adama ne kadar da benziyordu. Hatta oydu. Kıyafeti, yüz hatları ve özellikle bakışları… Sadece 1-2 saniye görmek bile adamın o olduğunu anlamasına yetti. Yaşlı adam ona bileğini göstererek “Zamana dikkat et!” dercesine bir hareket yaptı ve tren hızlanınca gözden kayboldu. Telaşla ayağa kalktı ve adamın arkasından bakmaya çalıştı. Ama artık metro hızlanmıştı ve bir sonraki durak olan hastaneye doğru yol alıyordu.

Nihayet hastane durağına vardılar. Metrodan iner inmez aileyle beraber hastaneye doğru yöneldi. Sabah telaşı, yoldan geçen araçların kornaları ve günün gürültüsü insanı şöyle bir silkeleyip kendine getiriyordu. Çocuk uyanmıştı ama artık annesinin kucağındaydı. Poşet ise adamcağızın elinde… Demek ki adam çocuğu taşıyacak kadar güçlü değildi. Zaten çok yavaş yürüyorlardı. Hemen onların önüne geçerek hızlı adımlarla hastane kapısına yaklaştı. Girişte kapının önüne, etrafa şöyle bir baktı. Saati satan adamı aradı gözleri. Ama zaten metroyu kaçırdığı için yetişmesi söz konusu değil diye düşündü. O an saati geldi aklına. Durup kol saatine baktığında saat 09:10’u gösteriyordu. Kendisini tekrar ederek büfenin önünde durdu ve bir simit alarak servise doğru yürümeye başladı. Bir an önce görev yerine gitmek istiyordu. Bu kez üzerini hemen değiştirdi. Ve kantine geldi. Bire bir aynı diyaloglara ve arkadaşlarının takılmalarına şahit oldu. Uzun bir süre aylaklık ettiler ve sonrasında servislerine dağılmaya başladılar. Her şey aynıydı, tıpkı bir dejavu yaşıyordu. O garip günü sabahtan, baştan tekrar ediyordu.

Kardiyoloji servisindeki kalabalık ve telaş yavaş yavaş yine başlamıştı. Servise şifreli kapıdan girdikten sonra görevli olduğu odaya yöneldi. Doktor yine hazırlıklarını yaparken operasyona alacağı hastanın değerlerine ve raporlarına göz atıyordu. Derken dışarıda yine bir gürültü ve telaşlı koşuşturma başladı. Doktorun onu dışarı yollamasını beklemeden ayağa kalksa da doktor yine aynı sözcükleri tekrar etti. Dışarı çıktığında karşı odadaki telaş hat safhadaydı. Odaya kafasını uzatmasıyla dünyası başına bir kez daha yıkıldı. Hasta yine ex olmuştu. Her şey bire bir tekrar ediyordu. Hemen saatine baktı. Yine durmuştu.                    

Artık net olarak anladı; bu saat sayesinde günü istediğinde tekrar edebiliyordu ama sonuç değişmiyordu. Belki hastaneye gecikmesi veya başka bir şey adamın ölümünü önleyebilirdi. Belki de adamın ölmemesi için hastaneye gitmemesi gerekiyordu. Kim bilir? Bir kol saati ile tek başına bir kişinin kaderinde değişime sebep olabilir miydi? Bir ömür boyunca kendi hayatına, kaderine yön veremeyen biri bir başkasına nasıl yardım edebilirdi? Uzun uzun düşündü ama bir çözüm bulamadı. Hayatına kaldığı yerden devam etmek işin kolayıydı. Ama dönüp bir şeyler yapabilecekse hayatına bir anlam katacak ve bir babayı çocuğuna bağışlayabilecekti. Çok fazla düşünmeden saati tekrar geriye aldı ve yine aynı günün sabahında yatağında uyandı.

Dönmekle doğru bir karar verdiğini düşündü. Aileyi hastaneden bir şekilde uzaklaştıracaktı. Bu şekilde istenmeyen sonu değiştirebileceğini düşünüyordu. Hemen yatağından kalktı, giyindi ve koşar bir şekilde metroyu yakaladı. Aile yine, önceki gibi karşısındaydı. Onlara gülümseyerek “Günaydın” dedi. Adamcağız yorgun bir ifadeyle cevapladı:” Günaydın kardeşim”. “Maşallah ne güzel uyuyor oğlunuz, hem de bu gürültüde…” Kadın hemen cevapladı: “Sabaha kadar uyumadı babam ameliyat olacak diye…” Böylece diyalog başladı. Hemşire kendini tanıttı, hastanede görevli olduğunu söyledi. Pek inanmasa da uyanıp onları dinleyen ufaklığa “Korkma sen hastanede kimseye bir şey olmaz, biz insanları iyileştiriyoruz” dedi. Çocuk bu yanıtı çok sevdi ve babasının boynuna daha bir güçlü sarıldı. O an küçük bir çocuğa inanmadığı bir şeyi söylemekten dolayı kendini kötü hissetti. Ama zaten bu kaderi değiştireceğini düşündüğü için biraz olsun içi rahattı. Nihayet hastane durağına gelmişlerdi. Metro yavaşladı ve kapılar açıldı. Beraberce indiler.

Bu kez adımlarını onların adımlarına göre ayarladı ve yavaş bir tempoda hastaneye doğru beraberce yürüdüler. Bu arada içinden onları nasıl geciktireceğini planlıyordu. Birden kafeteryaya çay içmeye davet etmeyi düşündü. Ama bu davet üzerine operasyona gecikeceklerini söylediler. Israr edip:” Sabah 10:00’dan önce sizi servise almazlar, merak etmeyin” diyerek onları kafeteryaya yönlendirdi. Hemen hastanın ismini alarak arkadaşlarına telefonla bildirdi. Sırasını biraz öteledi ve “Telaşa gerek yok sıranıza daha en az iki saat varmış” diyerek onları sakinleştirdi. Konu konuyu açtı zamanın nasıl geçtiğini bilemediler. Bu arada ufaklığın tuvaleti, yakınlarının telefon aramaları, meraklarının giderilmesi derken saat 10:30 olmuştu bile. Artık yavaş yavaş servise gitmeye hazırlanıyorlardı. Saatine baktığında saatin 10:33 olduğunu gördü. Biraz daha idare ederse kritik eşik geçilmiş olacaktı. Fakat kucağındaki çocuğu aniden yandaki sandalyeye bırakan adamcağızın yüz ifadesi değişmeye başladı. Oturduğu yerde göğsünü ovalamaya ve gömleğinin düğmelerini açmaya çalıştı. Ama parmakları güçsüz kaldı ve duvara doğru yığıldı. Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Hemşire hemen acil servise koşarak yardım istedi. Adam kriz geçiriyordu. Servisten hemen geldiler ve ilk müdahaleleri yaptılar. Bu arada hemşire kadını ve çocuğu güçlükle tutuyordu. Az sonra ilk yardımcıların müdahaleyi sonlandırdığını ve adamın yüzünü örttüklerini uzaktan gördüler. Ne yazık ki ölmüştü. Hemen saatine baktı: saat 10.34…

Ne yaptıysa olmamıştı. Zamanı geri almak hiçbir şeyi değiştirmemişti. Adam gözlerinin önünde ellerinden kayıp gitmişti. Servisten dışarı çıktı. Gözlerindeki yaşı silerken kendisine doğru uzanan eli fark etti. Yaşlı adam elini uzatarak “Saat sana yaramadı çünkü onu herkes gibi kullanmadın… Dünyada bu saati kime versem piyango numaralarını öğrenip büyük ikramiyeyi kazanmaya çalışır. Hep menfaatlerini ön plana alarak saatin avantajlarından faydalanırlar. Ama sen böyle düşünmeyerek bir insanın hayatını kurtarmak istedin. Bu çok etkileyici ve ilk kez başıma geliyor” dedi. O halen yaşadığı şokun etkisindeydi ve bir kez daha saati geri almalı mı diye düşünüyordu. Yaşlı adam ne yapmak istediğini anladığı için “Ne yazık ki bu işe yaramaz” dedi. “Saati ancak kendin için istediğin bir amaç doğrultusunda kullanabilirsin. Sen ise bu şansı bir başkasının kaderini değiştirmek için harcadın” Adam samimi bir şekilde gülümsedi ve saati geri aldı. Yavaşça gözden kaybolurken bu güzel davranışının mükafatını mutlaka göreceğini söyledi ve bir ışık hüzmesi ardında kayboldu.

Giden adamın ardından bakakalmıştı. Böyle bir şans ayağına gelmişken kendi için değil de hiç tanımadığı biri için kullanmaya karar vermesi onun için çok normaldi. Şöyle durup bir düşündü. Zaten ömrü boyunca kendi için tanrıya dua bile etmemişti. Dualarını hep yardıma muhtaç insanlar için ederdi. Ömrü boyunca mala mülke hiç değer vermedi. Bunu babasından öğrenmişti. O an doğru bir şey yapmanın sevincini kalbinin derinliklerinde hissetti.

Yorgunlukla ucuna iliştiği bankta birinin yanına gelip oturduğunu hissetti. O yana doğru dönmesiyle birlikte kalbi duracak gibi oldu. Babası yanındaydı. Onu kaybettiği çocukluk yıllarından bu yana rüyalarında bile görmemişti. Şimdi yanında duruyordu. Babası şefkatle başını okşayarak; “Oğlum sen beni hiçbir zaman mahcup etmedin. Bu sınavı da başarıyla vereceğinden kuşkum yoktu. Seninle gurur duyuyorum.

Üç kez aynı günü baştan yaşamanın verdiği yorgunluk ile usulca babasının dizine başının koydu. Ellerini avucuna alarak öptü, kokladı: “Babam” dedi. O an kalbi mutlulukla dolu, huzurla uykuya daldı. Yıllardır yaşadığı yalnızlığı kısa da olsa sonlandıran bu güzel mükafat onu çok mutlu etmişti.

Neden sonra gelen temizlikçi dürterek uyandırdı. “Abi kalk burada üşüteceksin”. Kalktı üstünü başını düzeltti. Babası gerçekten yanında mıydı? Yoksa bu bir rüya olabilir miydi? Şu bir gün içinde yaşadığı üç günlük aksiyon neyin gerçek, neyin rüya olduğunu karıştırmasına neden olabilirdi ama bu kesinlikle bir rüya değildi. Babasının her zaman yanında olduğunu, onu bir şekilde izlediğini ve destek verdiğini hissetti. Bu ona yeterliydi.  Herkesin başına gelmese de zamanı geriye almanın gizemini yaşamış ve doğru işler yaparak mükafatını almıştı. Servise dönerken üzerine düşeni yapmanın verdiği gururla doluydu.

-------------------------------------------------------------------------------------------

Evet işte böyle. Gerçek hayatta ayağımıza kadar böyle olağandışı bir fırsat gelir mi bilinmez. Ama zamanda geri gidemesek de önümüze çıkan fırsatları değerlendirirken tanıdığımız ve ya tanımadığımız insanları da gerçekten düşünüyor muyuz? Yoksa sadece kendimizi mi ön plana taşıyoruz? Bir çok inanca ve felsefi yaklaşıma göre başka birine yapacağınız iyiliğin bir şekilde size geri döneceği söylenmektedir. Çünkü bu düşünceye göre; sen veya ben yoktur. Sen bendir veya ben sendir zaten...

Aklıma tam da bu duruma uygun aşağıdaki dörtlük geldi:

Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
Bir öyle garip hale bugün geldim ki,
Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Varoluş nedenimizi ararken bir nebze olsun hayatımıza anlam katabilmek, başkaları için de bir şeyler yapabilmek ile mümkün olmaz mı? İlla parayla pulla değil, belki önünü açmakla, işini kolaylaştırmakla, belki elinden tutmakla...

İyi bir hafta sonu dilerim.

ATD  

Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir