Duyarsız mı olduk?

Duyarsız mı olduk?

Bana dokunmayan yılan...

Biliyorsunuz; sayfamda daha çok insan hikayelerine yer veriyorum. Bu hafta ise bir instagram paylaşımında beğendiğim hikayeyi üzerinde çok fazla değişiklik yapmadan sizinle paylaşacağım. Bu hikaye bir fabl ama insana ciddi ders niteliğinde. Okuyunca siz de anlayacaksınız. Hikaye bir çiftlikte geçiyor...

Çiftliğin birinde hayvanlar mutlu, mesut bir hayat sürmektedir. İnekler, koyunlar, tavuklar ve diğer hayvanlar çiftçinin bakımı altında mutlu ve sağlıklı bir ortamda yavrularını büyütmektedir. Günün birinde çiftçi ahır yakınlarında bir kaç tane fare görür ve bunları yakalamak için çiftliğin birçok yerine fare kapanları bırakır. Fare yerleştirilen bu kapanları gördüğünde çok korkar. Hemen tavuğa gider ve kapanları görüp görmediğini sorar. Tavuk gayet rahat kapanın onun için bir risk oluşturmadığını, bu nedenle çok da kafasına takmayacağını iletir. Şaşıran fare tavuğun bu ilgisizliğine ve tehlikeye ilgisizliğine bozulur.

Aldığı cevaba içerleyen fare bu kez koyuna gider. Koyun yavruları ile beraber otlamaktadır. Fare heyecanla koyuna çiftçinin her yere bıraktığı kapanlardan bahseder. Koyunun zaten haberi vardır. Konuya ilgisizce otlamaya devam eder ve kapanların kendisi ve yavruları için bir sıkıntı yaratmayacağını söyler.

Fare yine bozulur. Herkes sadece kendisini düşünmektedir. Son olarak bu kez fare ineğe yaklaşır ve onun kapanlardan haberi olup olmadığını sorar. İneğin haberi yoktur ama çok da fazla kafasına takmaz. "Bildiğin kapan işte" der geçer. Ufacık kapan ineğe ne yapabilir ki?

Fare çiftlikte kime gitse aldığı reaksiyon aynı olur. Bu durum kimsenin umrunda değildir. Hepsi yaşamlarına normal bir şekilde devam etmektedir. O ise bu durumdan aşırı rahatsızdır ve korkmaya başlamıştır. Durum bir süre böyle devam eder.

Bir akşam herkes uyurken mutfağa bırakılan kapanın sesi duyulur. Çiftçinin karısı mutlaka bir şey yakalanmıştır diyerek mutfağa iner. Karanlıkta mutfağın tam ortasında kapana kısılmış bir hayvan görür. Biraz daha yaklaşıp tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışırken kapandan kurtulan yılan kadını ısırır. Eşinin çığlığına koşan çiftçi karısını yerde baygın halde bulur. Kadın zehirlenmiştir. Hemen müdahale edilse de kadının durumu ağırdır. Hemen hastaneye kaldırılır. Bir süre tedavi görür, durumu pek de iyi değildir. Hastaneden çıkıp eve döndüklerinde de kadının yoğun bir bakıma ihtiyacı vardır.

Çiftçi eve döndüklerinde hemen ona ilaç niyetine bir çorba yapmak ister. Çorbanın ana malzemesi olacak tavuğu keser. Ertesi gün köylüler çiftçinin karısını ziyaret için misafirliğe gelmeye başlar. Çiftçi gelen misafirleri doyurmak için bu kez de koyunu kesmek zorunda kalır. Kadın bir kaç gün ölümle pençeleştikten sonra yenik düşer. Ve ölür. Çiftçi çaresizdir. Cenaze masraflarını karşılamak için ineğini mezbahaya satmak zorunda kalır.

Fare tüm bu olan biteni duvardaki deliğinden üzüntüyle izler. Ne yazık ki çiftlikte herkes olayı yanlış yorumlayarak "Bana bir zararı olmaz..." diyerek geçiştirir. Ama hepsi aynı çiftlikte ve birbirleriyle etkileşim halinde yaşayıp gitmekteyken bir anda herşey tersine dönmüştür artık....

Sonuçta bundan hepsi zarar gördüler.

Bu hikayeyi okuduğumda aklıma hemen aşağıdaki metin geldi.

Önce sosyalistler için geldiler, sustum—çünkü sosyalist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, sustum—çünkü sendikacı değildim.
Daha sonra Yahudiler için geldiler, sustum—çünkü Yahudi değildim.
Sonra benim için geldiler—benim için konuşabilecek hiç kimse kalmamıştı.

MARTİN NIEMOLLER

Acaba bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demek bir çözüm müdür?...

Hepimizin sözde değilse de özde kaçamak davrandığı anlar mutlaka var. Neredeyse her akşam haber bültenlerinde yardıma ihtiyacı olanları izleyip ağlamaklı bir duruma düşmüyor muyuz? Ama bir sonraki haber devreye girince bir anda modumuz değişiyor. Sonuçta anlık da olsa belki empati yapıyoruz ve izlediklerimize bakarak kendi durumumuza şükrediyoruz. Ama yardıma ihtiyaç duyanlara elimizi uzatabiliyor muyuz? İnsanlar kendilerine bir sorun ile gelindiğinde çoğunlukla konuyu hemen "Benimle ilgisi yok..." diyerek kulak arkası edebiliyor. Acıları, yaşananları içselleştiremiyoruz. Bunu kafamızda canlandırmak, empati kurmak bile bize rahatsızlık veriyor. Bu durum insanla veya hayvanla ilgili olsun reaksiyonlarımız hep aynı. Ne yazık ki "Vah vah çok yazık!" tan öteye geçemiyoruz.

Sevgili dostlar; Martin Luther'in de korktuğu gibi; "Dünya, kötülerin yaptıklarından dolayı değil, iyilerin sessiz kalması nedeniyle bu halde..." Zaman buldukça izlediğim Ahmet Mümtaz Taylan'ın sunduğu Empati isimli TV programda bir intro sözü var:

"Acı duyabiliyorsan canlısın, başkalarının acısını duyuyorsan insansın..."

Lev TOLSTOY

İyi bir hafta sonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

-23Gün -8Saat -59Dk -53Sn
Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir