Hayatta söylemden eyleme geçiş
Paylaşımları beğenmek kolay, sen söylemden eyleme geçebiliyor musun?
Bugün çok sevdiğim bir dostumun paylaşımını izlerken duyduğum bir cümle bende bir şeyleri harekete geçirdi. Aslında bir süredir bende bir karın ağrısı yaratsa da içimde tutmuş ve ne sözlü, ne yazılı paylaşmamıştım. Ama bu cümle beni provoke etti ve uzun süredir yazmadığım blog yazılarına yeni birini eklemem gerekti…
“Hayat zekayı değil eylemi ödüllendirir.”
Ne kadar da doğru bir cümle; şu günlerde internet üzerinde boş atıp dolu tutturmaya çalışan herkese bir ders niteliğinde. Ben bu cümleyi “söylemden eyleme” diye güçlendirebilirim. Evet herkes belki “Elephant in the room” diyor ama kimse bu fili nasıl ortadan kaldıracağız söylemiyor. Şaka bir yana bu söylemdeki gariban filin bir suçu yok. Ortadan da kaldırılmaya gerek yok tabii ki. Demek istediğim ortada apaçık, aşikâr duran bir mesela hakkında yorum yapmak, birçok kişinin deyimiyle klavye silahşörlüğü yapmak kolay. Olay aksiyona geçmekte. Yani bizler gördüğümüz çarpıklığı veya adaletsizliği veya her neyse absürt gelen bir şeyi eleştiriyoruz da buna çözüm önerisi getirmiyoruz. Hatta çözüm için ilk adımı da atmıyoruz.
Birçok sosyal kuruluşta veya bir politikacı kürsüye çıktığında söylem olarak; “Nerede bir gariban varsa, hakkı yenen bir yetim varsa ben onun yanındayım” diyorsa buna inanıyor musunuz? Sağcısı, solcusu, dincisi, ülkücüsü veya ateisti bu dönemde bu söylemi tam olarak ne için söylüyor? Mesela Haluk Levent. Adam karşılıksız çek, dolandırıcılık vs birçok şeyle suçlandı. Ama deprem sonrasında en çok umut veren ve insanlarda güven olgusunu tetikleyen onun davranışları oldu. Bir yanda milletten topladığı paralar ile alınmış deprem çadırlarını ihtiyacı olanlara satan bir yönetici, diğer yanda sadece gitarı ve müziği ile hayatına yön vermeye çalışan bir kişi… Bu iki adamı birbirinden ayıran en önemli detay temiz ahlak ve vicdan kuşkusuz. Ama benim gözümde en önemli nokta Haluk’un söylemden eyleme geçmesiydi. O internet üzerinden klavyesi ile sorunlara kendince bir iki tane yorum bırakmadı. Düşüncesini eyleme taşıdı. O dönemde onun inisiyatifini devletin aksiyonlarına alternatif gibi göstermeye çalışıp alaşağı etmeye çalışanlar oldu. Tabii ki onun öyle bir beklentisi yoktu. Depremde Hatay’da çaresiz kalan insanlara da, Elbistan’da eziyet gören eşeğe de sahip çıkan inisiyatifin arkasında o vardı. Lütfen yanlış anlamayın depremzede ile bir eşeği tabi ki aynı cümlede bulundurduğum zaman bunun yanlış anlaşılabileceğini tahmin edebiliyorum. Ama benim gözümde bir insanın canı bir gariban eşeğin canından değerli değil. Çok fazla politikaya girmek istemem ama bazı noktalarda bu eşeğin canı daha bile değerli diyebilirim.
Konu döndü dolaştı eşeğe kadar geldi. Madem konunun öznesi eşek oldu bir kısa hikâye anlatayım. Vakti zamanında bir politikacı oy beklentisiyle köy köy dolaşıyormuş. Bir köye geldiğinde değirmende un öğüten köylüye neden hayvanın önüne ot astığını sormuş. Köylü tabii ki akıllı; hayvan otu yiyeceği umuduyla yürüyor ve otu yakalamaya çalışıyor demiş. Bunun üzerine eşek yorulur da durursa eğer ne yapıyorsun diye sormuş politikacı.” Hayvanın boynunda çan vardır durursa ses de durur ve ben hayvanın durduğunu anlarım” der köylü. Bu noktada politikacı hayatının hatasını yapar ve sorar; “Eğer hayvan durudur da kafasını iki yana sallarsa sen durduğunu nasıl anlarsın?” Köylü cevabı yapıştırır; “Aman efendim sizin kadar akıllı hayvan nerede?”
Konu söylemde değil eylemde idi ama döndü dolaştı eşeğe kadar geldi. Tekrar konumuzun hedefine dönersek; içinde bulunduğumuz durumdan hayıflanıyoruz ama bu durumu değiştirmek için bir aksiyonumuz var mı? Bakıyoruz TV’ye; bu ifade özgürlüğüne ters, böyle davranamazsınız diyen kişiye bir sebep uydurulup Silivri yolları görünüyor. Yani kral çıplak diyen herkes düzenin agresifliğinin tadını mutlaka alıyor. Lise yıllarımda istibdat devri diye bir dönem hatırlıyorum. O dönemde jurnalleme diye bir ifade vardı. Tıpkı bu dönem trollerin yaptığı gibi birisini aslanların önüne atarcasına o dönemde de adres gösterenler vardı. Durum böyle olunca insan gördüğünü özgürce ifade etmek yerine, bana dokunmayan yılan misali birikenleri hep içine atıyor. Ama yanlış yapıyoruz dostlar. Tıpkı yavaş yavaş ısıtılan suyun kurbağayı rahatsız etmediği gibi yaşanan her hukuksuzluk ve adaletsizlik bir şekilde bir kenarda büyüyor ve bir gün karşımıza bir ev gibi dikiliyor. Bu noktada “Lanet olsun ben miyim bu ülkeyi kurtaracak mı demeli?” Yoksa gördüklerini tarafsızca yorumlayarak kişisel görüşlerini ortaya koymalı, hatta aksiyon planını hayata geçirmeli mi?
Aklımda deli sorular; her şey bu kadar aleni iken odadaki kocama fili gördüğü halde orada bir fil olduğunu görmemiş olarak davranmak öncelikle sizin ahlak anlayışınız ile örtüşüyor mu? Benim örtüşmüyor… O yüzden laf salatası yerine aksiyon geç diyorum.
Sokakta kedi, köpek avına çıkılmış. Resmen canlar katlediliyorlar. Bizlerin klavye başında yapabildiği sadece lanet okumak mı? Buna bir aksiyon gerekmez mi?
Dostlar belki olanlar karşısında vicdanımızı rahatlatmak için birkaç cümle kuruyoruz ama gece yatağınıza yattığınızda aklımızdan geçenler ile aksiyonlarımız aynı mı?
Sokakta sorduğunuzda herkes durumunda şikayetçi ama sonuca baktığınızda bu durumu değiştirmek için kimsenin bir çaba göstermediğini görüyorsunuz. “Aman bir sakatlım olmasın, biri duyar işimden olurum…” Bu mudur hayat görüşünüz, beklentiniz?
Bana sormayın, ben üzerime düşeni yapıyorum. Ve rahatsızlıklarımı satırlara döküyorum.
Söylem ve Eylem…
Adam boşuna; hayat zekayı değil eylemi ödüllendirir dememiş. Hayat yaşanan tecrübelerin rafine edilmiş davranışları, haliyle dolu. Yani biri lanet olsun der ve sineye çeker, diğeri ise bunun değişmesi için karınca misali aksiyona geçer. Evet, belki bir karıncanın aksiyonu çok küçük ama önemli olan tarafın belli olması.
Bu cümleyi iyice düşünün ve mantık süzgecinden geçirin; “Hayat zekayı, söylemi değil eylemi ödüllendirir”…
Bir yanıt yazın