Gazi Yaşargil, Kemal Tanca ve bir anı…

Gazi Yaşargil, Kemal Tanca ve bir anı…

1990 Yılından bir anı ile bu iki değerimizi hatırlayalım

“Mahmut Gazi Yaşargil (d. 6 Temmuz 1925; Lice, Diyarbakır), Türk bilim insanı ve tıp hekimi. Beyin ve sinir cerrahisi alanında uzman. Beyin cerrahisi pratiğinde, mikroskop kullanımının (mikrocerrahinin) hayata geçirilmesinde ve yaygınlaştırmasındaki katkılarıyla tanınır. 1999 yılında Amerikan Nörolojik Cerrahlar Kongresi’nde Neurosurgery Dergisi tarafından “1950-2000 Yüzyılın Beyin Cerrahı” unvanı verilmiş ve Avrupa Nörolojik Cerrahlar Birliği onur madalyası ile onurlandırılmıştır.

1943 yılında Ankara Atatürk Lisesi’ndeki lise eğitimini tamamladı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başladı. Kendisinin ve iki erkek kardeşinin tıp tahsili almasında komşuları ve aile dostları olan nöroloji profesörü Yusuf Şükrü Sarıbaş etkili oldu. 27 Mayıs darbesinden sonra askerî yönetimin ülke idaresine el koyması esnasında Yaşargil yurt dışında eğitimine devam etmekteydi. Doçentlik sınavına gireceği günlerde Türkiye’den askerlik vaktinin geldiğine dair celp ulaştı. O sıralar liseden arkadaşı olan Ömer İnönü, Gazi Yaşargil’i ziyaret etmişti. Ömer İnönü’ye babası olan İsmet İnönü’ye eğitimi bittikten sonra ülkeye döneceğini iletmesini istedi. Ancak bu girişim sonuç vermedi ve Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Vatansızların taşıdığı “Haymatlos” pasaportuyla yaşamaya başladı.

Turgut Özal döneminde Yaşargil’in yeniden vatandaşlığa alınması için işlemler başlatıldı. Türkiye’ye gelmekten hâlâ çekinen Yaşargil’e pasaportunu dönemin Sanayi Bakanı Şükrü Yürür götürdü. 18 yaşında ayrıldığı ülkesine 45 yıl sonra yeniden dönme imkânına erişti.”*

Kolay değil 100 yıllık başarılarla dolu bir yaşam. Ve her başarıda olduğu gibi bu başarı da bir dönem cezalandırılmış ama sonunda mutlu son gelmiş. Gelmiş de bizler de Gazi hocanın deneyimlerinden faydalanma şansına kavuşmuş olduk.

Benim Gazi hoca ile tanışmam Tarabya Otelinde çalıştığım günlere denk gelir. Sanırım 1990 yılı kışı idi. Gündüz İTÜ Çevre Mühendisliği bölümünde okuyor ve akşamları Büyük Tarabya Oteli resepsiyonunda çalışmaktaydım. Zira gündüz vardiyasında genelde evli ve tecrübeli abilerimiz çalışır 16:00-00:00 ve 00:00-08:00 gibi akşam ve gece vardiyalarında biz “çömezler” çalışırdık. Gece çalışırken yaşadıklarımız adeta bir kitap olabilecek anılarla doludur. Bunları ayrıca bir hikaye kitabında toplamayı da düşünüyorum.

Konumuza dönelim; gece vardiyasında tüm dikkatimi konaklama listelerini incelemeye vermişken kısa boylu, hafifçe bir ayağı sendelercesine yürüyen bir adam resepsiyona geldi. Bana seslendi:” Beyefendi Gazi hocayla görüşmek istiyorum, oda numarasını alabilir miyim?” Tabii ki yoldan gelen-geçen birinin direk bir müşterinin oda numarasını öğrenmesi olası değildi. Uygun bir dille bunun mümkün olamayacağını ilettim. Ama adam ısrarcıydı. Kibarca “Hocamla İsviçre’de de görüşmek istedim ama olmadı. Buraya geldiğini duyunca hemen geldim. Acaba en azından kendisine Kemal bey geldi diye bir haber verebilir misiniz?” Ellerinde bir dolu evrak, dosya, rapor vs bulunan yaşlı adam çaresiz ve yardım isteyen bir ifade kullanınca nedendir bilmem kuralları bir yana bırakarak direk hocanın odasını arama ihtiyacı hissettim. İçimden hayır demek gelmedi. Telefon ahizesini elime alınca adamın yüzünde güller açtı. “Hocam burada misafiriniz; Kemal Bey sizinle lobide görüşmek istiyor…” Telefonun diğer tarafında uykulu sesle Gazi hoca: “Tamam hemen geleyim” diyerek cevapladı. Az sonra lobideki asansörün kapıları açıldı. Saat 22:30 civarı ve adamcağız asansörden çizgili bir pijama ve üzerinde bir robdöşambr (sabahlık) ile belirdi. Belli ki uyumakta olduğu uykusundan uyandırmıştık. Ama yüzünde zerre kadar mutsuz bir ifae yoktu. Zira görevim nedeniyle otelde her çeşit kapris ve tavırla önceden tecrübelenmiştim. Ama Gazi hoca çok anlayışlı ve kibar bir beyefendiydi. Bana doğru geldiğini görünce hemen resepsiyondan çıkıp onu lobideki koltuklara, Kemal Beye doğru yönlendirdim.

Yaşlı adam Gazi hocayı görünce hemen koşup ellerine sarıldı, minnet göstererek önünde eğildi. Hoca gayet mütevazi onu koltuklara yönlendirerek karşılıklı oturdular. Bir süre dosyalara bakan hoca ve yaşlı adam arasında uzunca bir diyalog oldu ve sonrasında hoca vedalaşarak odasına yöneldi. Görüşme sonrasında yaşlı adam resepsiyona deskine geri geldi. Bana: “Beyefendi ben Gazi hocaya yıllardır ulaşmaya çalışıyorum. Çok teşekkür ederim beni onunla görüştürdün. Oğlumun rapor ve gözlem raporlarını kendisine gösterme imkanı buldum”. Oğlunun geçirdiği kaza sonrası beyin cerrahisi ile ilişkin raporlarını hocaya göstererek fikrini almıştı. Daha sonra tedavisini yaptı mı? Veya hoca ameliyat etti mi bilemiyorum. Ama ben kendi kendime iyi bir şeye vesile olduğumu düşünmüştüm.

Bana “Seni mutlaka Osmanbey’deki dükkanıma beklerim. Bir çayımı iç, ayak ölçünü de alalım” diyerek kartını uzattı; karta baktım isim: Kemal TANCA. Şansa bakın ki bu yaşlı adam Pangaltı’da bulunan bankadan öğrenci kredimi çektikten sonra ilk olarak soluğu aldığım Osmanbey – Harbiye gezimde vitrinlerinin önünde dakikalarca durduğum mağazaların sahibi Kemal Tanca’ymış. Babacan, güleryüzlü ve her haliyle insanda güven oluşturan bir beyefendi… Bu gün düşünüyorum da artık böyle esnaf kalmadı. Kolay kolay Kemal Tanca olunmuyor. Söyledim ya Öğrenciyim; zaten okulu bitirmek için geceleri otelde çalışıyorum. Böyle bir davet kabul edilmez mi? Takip eden hafta Osmanbey’deki dükkana uğradım. Tanca o dönemde İstanbul’un dolayısıyla ülkenin ayakkabı sektörüne modelleri ile yön veren bir firmaydı. Bu gün global markalar AVMlerde boy gösterse de TANCA ismini halen görebilirsiniz. Çayımı içtim, ayak ölçümü verdim. Nazik ve güleryüzlü olarak ağırladı ve tekrar tekrar teşekkür etti. Bir hafta sonra ayakkabılarımı teslim alırken heyecandan ayaklarım yere basmıyordu. Şanslıydım, Kemal Tanca gibi birinden bana özel sipariş ile bir ayakkabım olmuştu.

İnsan böyle anıların değerini ilerleyen yaşlarında farkına varıyor. Günümüzde ne Gazi hocam gibi profesyonel, hedef odaklı ve bir o kadar da insani bilim adamları, nede Kemal Tanca gibi çalışkan, dürüst ve güleryüzlü esnaf zor bulunuyor. İşte; Gazi hocamın vefat haberini duyunca hemen aklıma Kemal Tanca ve geçmişte yaşadığım bu olay geldi.

Kemal Tanca’nın 2016 yılında süren sağlık sorunları nedeniyle vefat ettiğini üzüntüyle öğrenmiştim. Bu gün de Gazi Yaşargil hocamın vefatını öğrenince bu yazıyı kaleme alma zorunluluğum oluştu. Şimdi bu güzel insanlar artık aramızda yoklar. Bir çok kişide gördüğümüz gibi insanları yaşarken tanımak, insanlara ve insanlığa yaptıklarıyla tanıtmak gerek. Ama biz genelde bunu hep değerlerimizi kaybettikten sonra yapıyoruz. Her iki değerimiz de ışıklar içinde uyusunlar, her zaman özlemle anılacaklar.

  • Kronolojik bilgi için Wikipedia’dan faydalandım.

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir