Yalnızlık Bölüm 2

Yalnızlık Bölüm 2

Yalnızlık bir seçim mi? Kaçış mı?

Dikkat! Hikayenin bu bölümünü okumadan önce 1. Bölümü okumanızı tavsiye ederim. İlk bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Geçtiğimiz hafta yalnız adam dağ evinde mutlu-mesut yaşarken kapısında beklenmedik bir misafirle karşılaşmıştı. Dışarıdaki ayak seslerine kalkan adam kapıyı açtığında karşısında dev gibi bir ayıyı gördüğünde adeta donakalmıştı. Çok kısa süre de olsa ayının gözlerindeki ifade, anlam onu düşündürmüştü.

Bu hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Bir an öylece göz göze kaldılar. Başta devasa cüssesiyle yaşlı adamı korkutan ayı bakışlarıyla tam tersine uysal bir halde sanki ondan yardım istiyordu. Ayı daha fazla ayakta duramayıp inleyerek kendini yere bıraktı. Yere düşmesiyle birlikte sırtında saplanmış halde duran ağaç dalı göründü. Hayvan yerde kıvranıyordu. Her nasılsa sırtına batan dal çok fazla kan kaybetmesine neden oluyordu. Kısa bir kararsızlık ve telaş anı yaşayan adam hemen hayvanın sırtındaki yarayı kontrol etti. Yara ağırdı. Hayvan kan kaybının da etkisiyle yarı baygın haldeydi.

Telaş içinde ayıyla ilgilenirken etrafına pek dikkatlice bakmadığından ağaçların arasında yaralı annesini merakla takip eden yavruyu sonradan fark etti. Ama şu anda ona bakacak durumda değildi. Hemen yardım bulmalıydı. Kasabaya indiğinde kırsaldaki çiftlik hayvanları için köylülere hizmet veren bir veterinerin aracını sıkça görürdü. "Keşke bir şekilde telefonunu not alsaydım" dedi kendi kendine. Hemen kasabadaki marketi aramayı düşündü. Onlarda mutlaka veterinerin bilgisi olmalıydı. Şansı varmış; market üzerinden bir şekilde veterinere ulaşabildi. 2 saat sonra veteriner yanlarındaydı. Hayvan sanki kendisine yardım edileceğini bilircesine öylece sakin bir şekilde yatıyordu. Zaten kan kaybından yarı baygın olan hayvanın mecali de kalmamıştı. Bu yüzden veterinerin müdahalesi de zor olmadı. Süreç boyunca yavru ağaçların arasından olanları merakla izledi. Veteriner işini bitirirken adam da gidip yavrunun bulunduğu ağaçların civarına biraz yiyecek bıraktı. Yavru başta biraz çekingen davrandı ama açlık merakı yenmişti. Sonunda yiyeceklerin tadına baktı ve aç karnını doyurmaya başladı.

Veteriner işini bitirip ayrılmadan ayıyı sakinleştirip yakındaki korunaklı bir yere kadar adamla beraberce sürüklediler. Zira kocaman hayvanı ne taşımaya ne de bir başka yere götürmeye güçleri yetmezdi. Üzeri ağaç dallarıyla kısmen kapalı bir kayalığın dibine yerleştirdikleri hayvanın etrafına ağaç dalları ve kullanılmayan malzemelerden basit bir korunaklı alan hazırladılar. Hayvanın dikişleri iyileşene kadar mutlaka sıkıntısı olacaktı. Ama hayvanlar doğada kendilerini iyileştirebilecek bilgiye zaten doğuştan sahiptiler.

Hayvanın başından ayrılmalarıyla yavrusunun gelip annesinin yüzünü koklaması ve ona sarılması bir oldu. Bu tabloyu görenin duygulanmaması elde değildi. Adam anneye de bir miktar yiyecek bıraktıktan sonra kulübesine döndü. Yaşlı adam için gün çok yorucu geçmişti. Sonuçta o da böyle bir tempoya hiç alışık değildi.

Kulübesine dönen adam bir süre onları penceresinin buğulu camından izledi. Ve sonunda o da yorgunluğuna karşı koyamadan oturduğu yerde uyuklamaya başladı. Uykusunda dedesinin çocukken ona anlattığı bir ayı hikayesini görmeye başladı. Olanların etkisinde kalmış olacak kocaman bir ayıyı dedesiyle aynı yerde, bir derenin kenarında gördü. Ayı bir ağacın arkasında dururken dedesi de ayıdan habersiz dere kenarında elini yüzünü yıkıyordu. Derede yıkanırken tuvaleti gelen adam bir kenara çömelerek ihtiyacını gideremeye karar verdi. Tam pantolonunu indirmişken yüzünde acısına tahammül etmesi çok zor bir tokat patlayıverdi. Bir anda sanki her yer aydınlanmıştı. Yüzüne yediği şamarın acısıyla baygın halde derenin kenarına düştü. Ne kadar orada yattığını hatırlamaz şekilde uyandığında ayı çoktan çekip gitmişti. Üzerini başını toplarken bir yandan da ayının neden onu sadece tokatladığını ve parçalamadığını düşünüyordu. Verilmiş sadakası varmış sadece bir tokatla kurtulmuştu. Ayı sanki ona iyi bir ders vermişti. Hayvanların su içtiği, otladığı yere pislemesinin cezasını kocaman bir ayı tokadıyla ödemişti. Her seferinde bu olaya gülen adam dedesinin yediği okkalı tokada bir kez daha güldü. Dedesi de zaten bu anıyı her anlatışında ortamdaki herkes gülmekten kırılıyordu. Geçmişteki güzel günlere hasretle dönen yaşlı adam sallanan sandalyesinden hafifçe doğrulup ayı ve yavrusuna doğru camdan şöyle bir göz attı. Yerlerinde yoktular. "Soğuktan rahatsız olup inlerine dönmüşlerdir" diye iç geçirdi. Bu karda soğukta zaten orada fazlaca kalamazlardı. Dışarı çıktığında anne ve yavrusunun ayak izlerinin dağa doğru yöneldiğini gördü ve içi rahatladı. İnlerine dönüyorlardı.

Sessiz sakin başlayan gün bir anda türlü aksiyonlarla dolu bir mecaraya dönüşmüştü. Günün yorgunluğu yavaş yavaş bastırırken yaşlı adam akşam yemeğini hazırlamaya ve ertesi günkü planlarını şimdiden düşünmeye başlamıştı...

Acaba annenin durumu nasıl? Yavru ne durumda? Yalnız adamın dünyasına gelen bu hareketlilik devam edecek mi? Bekleyip haftaya göreceğiz.

İyi bir hafta sonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

04Gün 22Saat 32Dk 02Sn
Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir