Davetsiz Misafir

Davetsiz Misafir

Eninde sonunda gelecekti, çıktı bugün geliverdi

Bazen geçen günlerin, yaşanmışlıkların koşuşturması arasında zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadığımızı düşünürüz. 2017'de kaybedilen bir dostun vefatı üzerinden 9 dolu dolu yıl geçmiş dersiniz içinizden... Halbuki daha dün gibi beraberdiniz ve geçmişi birlikte yad ediyordunuz. Sonra araya zaman girdi ve birgün kötü haber geldi. Ve sizi derin düşüncelere savurdu. Savurdu diyorum insan böyle bir fırtınanın önünde ancak savrulabilir. Adeta bir duygu fırtınası.

Bu hafta beklenmedik bir misafir ve düşündürdükleri hakkında yazıyorum. Misafir bu fırtınanın fitilini bir anda ateşleyecek ve bakalım bu duruma nasıl bir cevap verecek hikayemizin kahramanı.

Davetsiz Misafir

Bir mutfak bir de sokak kapısı arasında adeta koşuşturma içindeydi. Kapının göz deliğinden bakkalın çırağının sabırsız hareketlerini bir kez daha izledi ve ne yapacağını düşündü. Sipariş ettiği malzemeler gelmiş, bakkalın çırağı neredeyse 5 dakikadır kapı önünde beklemekteydi. Çocuk artık durumdan sıkılmaya başlamış, kapının ardından "Hadi teyzeciğim dükkandan beni beklerler aç kapıyı!" diye seslendi. Her teslimat böyle bir durumla sonuçlanıyordu. En az 10-15 dakika ellerinde poşetle kapı önünde dikiliyordu. Poşetleri yere bırakması da teyze tarafından daha önceki siparişler esnasında yasaklanmıştı. Şimdi poşetleri öylece yere bıraksa - yerler pis - poşetler kirlenecekti. Yok biraz daha beklese sıkıntıdan patlayacaktı. Kadın mutfaktan koşarak gelmiş kapının arkasında kendi kendine konuşuyordu: "Yere bırak desem kirlenir, ben alayım desem ellerim kirli nasıl alayım?". Sonunda istemeyerek de olsa telaşla seslendi;"Patlama oğlum açtım! " Kapıyı en fazla 4 parmak araladı; "Dur yere gazete sereyim, onun üzerine bırakırsın" Çocuk zaten uzun süredir beklemenin verdiği sıkılmışlıkla kapıyı ayağıyla - çaktırmadan - iterek poşetleri öylece yere bırakıverdi. Bahşiş almayı bile beklemeden hatta arkasına bakmadan merdivenleri bir koşuda indi. Kadın mutfaktan döndüğünde apartman kapısının aşağıdan kapanma sesini duydu. Yerde poşetleri görünce adeta delirdi. "Allahım daha yeni silmiştim yerleri! Şimdi baştan aşağı tekrar sil, kurula, delireceğim sonunda ben. Bu evin işi bitmez mi?" diyerek poşetleri gazete kağıtlarının üzerine taşıdı. Bir yandan da "Şurayı bir temizleyeyim arayacağım Ayhan beyi şu çırağın bir kulağını çeksin, hep böyle yapıyor haylaz!". Poşetleri derli toplu bir şekilde gazeteyle beraber kenara doğru iteledi ve yine bir telaşla banyoya giderek temizlik kovası ve paspası aldı. Bitmeyen temizlik işine geri döndü.

Bir yandan temizlikle uğraşırken bir yandan da söyleniyordu: "İnsanlar ne kadar sabırsız. İki dakika bekleyemedi. Gençler sabırsız, insanlar düşüncesiz..." Bir de sürekli kafasına takılan şu temizlik olayı vardı. Kimse artık temizliğe, hijyene dikkat etmiyordu. Halbuki o evine gelen herşeyi tek tek temizliyor, ekmeği bile siliyor hatta alışverişte aldığı para üstlerini metal olsun, kağıt olsun fark etmeden yıkıyordu. Son yıllarda bu durum onda artık temizlikten çok bir takıntıya dönüşmüştü. Yakınları bu durumu kabullenseler de bilmeyenlerin kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi.

Yaşlı kadın bir süre daha temizlikle uğraştı. Yerler 4-5 kez hijyenik solüsyonlarla sildikten sonra yorgun düştü ve dinlenmek için şöyle bir tabureye oturdu. Öyle ya bu kirli üst-baş ile koltuğa kurulacak hali yoktu. Kısa bir süre soluklandı. Sonra buzdolabına konulacaklar aklına geldi. Hepsinin tek tek yıkanması ve kurulanması gerekiyordu. Oflayarak tekrar ayaklandı ve mutfağa yönelmişti ki kapının zili tekrar çaldı.

"Off yine kim geldi acaba?" diyerek ayaklandı. Delikten baktığında kapının ardında bir adamın beklediğini gördü. Çırak aşağıdaki kapıyı çarpmıştı ama sokak kapısı tam kapanmamış olacak, adam yukarıya kadar öylece gelebilmişti. Kapının ardından adama seslendi: "Buyrun ne vardı?" Adam yaşlı kadının ismini seslenerek kendisi ile önemli bir konu konuşacağını söyledi. Kadın donakalmıştı. Adını nereden biliyordu ki? Eli kapının koluna gitti. Birden üzerine anlamsız bir rahatlık gelmişti. Tereddütsüzce kapıyı ardına kadar açmış buldu kendini. Karşısında boylu poslu, kocaman bir adam duruyordu.

Adam gayet rahat tavırlarla direk eve girdi. Kadın şaşkın bir vaziyette onu izliyordu. Koridorun sonunda çıkışı mutfağa doğru açılan küçük odadaki koltuğa oturdu. Kadın da karşısındaki kanepeye çöküverdi. Bir yandan adamı izlerken bir yandan kendine adamın bu pervasızlığı karşısında neden bir reaksiyon göstermediği için şaşırıyordu. Öylece eve girmiş, baş köşeye oturmuştu. Şimdi karşı karşıyaydılar. Adam hafifçe doğrulup yaşlı kadına: "Hazır mısın?" diye seslendi. Kadın soruya anlam veremedi. Anlamadığını gösteren bir ifadeye bürünerek: "Neye?" diyebildi. Adam bu soruya sadece kısa bir gülüşün sonrasında "Şimdiye kadar bunu çok kez düşünmüş olmalısın" dedi. "Sonsuza kadar yaşamayı beklemiyordun herhalde?". Kanının çekildiğini hisseden yaşlı kadın zorla ve istemeyerek "Sen o musun?" diyebildi. Adam "Birgün geleceğimi biliyordun, işte o gün bugün" diye karşılık verdi.       

Derin bir sessizlik oldu. Kadın oturduğu yerde adeta küçülüp yok olacakmış gibi küçüldü de küçüldü. "Seni uzun süredir izliyorum" dedi adam. "Bugüne değin hiç yakınındaki insanlara veya ailendekilere bir faydan oldu mu?" sorusu sessizliği bir kez daha bozdu: "Bırak yakınlarını, herhangi bir insana bir faydan, bir desteğin var mı? Birinin yarasına merhem oldun mu? El uzattın mı bir garibe? Şu dünyadan giderken arkanda bir iyilik bırakarak mı gidiyorsun? Yoksa...?" Bunları hesap soran bir edayla değil, dostça ve samimi bir şekilde sormuştu. Ses tonundan böyle anlaşılıyordu. Yaşlı kadın geçmişi ve bugünü şöyle hızlıdan bir gözden geçirdi. Koca bir ömrü birkaç saniyede gözden geçirmek zaten kolay değildi. Ama ben şunu yaptım diyebilecek kadar önemli bir şey de gözü önüne gelmedi. Bir şeyler söyleyecek oldu. Ağzını açtı ama sözcükler adeta boğazına düğümlendi. Söyleyecek bir şeyi olmadığını fark etti. Vefat etmeden önce eşinin çevresindeki birçok kişiye desteği, yardımı ollmuştu ama kendisinin hayatı boyunca yanıbaşındakilere dahi bir faydasının olmadığını fark etti. Bu düşünce onu ilk kez bu denli rahatsız etmişti. Tekrar konuşmaya çalıştı. Olmadı. Sözcükler boğazına yığılmış kalmıştı. Nefes almakta bile güçlük çekiyordu. Kalkıp bir bardak su almak istedi ama yerinden kıpırdayamadı. Yoksa artık herşey bitmiş miydi? Gerçekten bitiyor muydu herşey?

Başını yavaşça kaldırdı ve adama doğru döndü fakat koltuk boştu. Sokak kapısı açık durumdaydı. Zorlanarak ayağa kalktı, kapıyı kapattı. Oturduğu yere dönerken yerde ayakkabı izlerini ve adam oturduğu koltuk döşemesindeki izleri görünce adeta kanı dondu. "Bir anlık içim geçmiş kabus gördüm herhalde" diye düşünürken yaşadıklarının bir gerçek olduğunu farkına vardı.

Bugün yaşamının belki de son günüydü ve melek ona bir şans daha vermişti sanki. Hemen kapı arkasında her zaman hazır tuttuğu temizlik kovasına yöneldi ve bir yandan temizlik yaparken bir yandan da yaşamının kalan kısmında nasıl bir hayat süreceğini düşünüyordu. Öyle ya davetsiz misafir tekrar geri gelebilirdi. Ve bu kez yalnız dönmeyeceği kesindi.

Siz ne düşünüyorsunuz? Acaba bu kadın geri kalan yaşamında, az zamanı kalsa bile değişmeye çalışır, iyi bir insan olmaya çabalar mı? Birine gerçekten, karşılıksız, içten bir faydası olabilir mi? Takıntılarını bir yana bırakarak insanlarla iç içe bir yaşam sürebilir mi? Huylu huyundan vazgeçer mi?

İnsan tanrı veya ölüm korkusuyla, çevre baskısıyla bir davranışını düzeltecekse hiç düzeltmesin diyorum. Çünkü içten yapılmayan hiçbir şey kalıcı olmaz. İnsan önce değişimin kendisine ve çevresine getirebileceği pozitif etkilere inanmalı. Sonrasında zaten gerisi gelecektir. Değişime direnmek, etrafındaki insanlara rahatsızlık verecek ölçüde kapalı bir yaşam sürmek bireyi toplumdan soyutlar ve yavaş yavaş uzaklaştırır. İnsan kendi içine kapandıkça kişisel beklentilerine ve çıkarlarına yoğunlaşır. Bu da süreç içinde onu bencil ve duyarsız biri yapar. Ne yazık ki çevremizde değişime direnen birçok kişi var. Ve bunu kabullenmiyorlar. Değişimin gerektirdiği gücü kendilerinde bulamadıkları için toplumla aralarına güçlü bir set çekiyorlar. Bu seti sık olmasa da sadece kendi menfaatleri gerektirdiğinde aralıyor, işler bitince tekrar kapatıyorlar.

Hikayedeki takıntılı kadın sadece basit bir örnek. Bir ömrü dört duvar arasında harcamış ama takıntıları nedeniyle insanlardan uzak ve yalıtılmış bir yaşam sürmüş. Böyle bir yaşamın kendisi dışında kime faydası var? Hayat sadece nefes almak, yemek, içmek, uyumaktan mı ibaret? Bu dünyada sadece yaşamak için mi yaşıyoruz? Derinlemesine düşünmek gerek...

İyi bir haftasonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

-35Gün 00Saat -15Dk -37Sn
Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Comments (2)

  • Hüdayet petin cevap

    Ölümü evinde misafir etmeyenlerin
    Zaten kendisi evde yoktur iyi bir konu

    20 Şubat 2026 , 20:51
    • admin cevap

      İlgine teşekkür ediyorum Reis abi

      20 Şubat 2026 , 22:14

Hüdayet petin için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir