Sosyal mesafe Türkiye’de çalışır mı?
Beni tanıyanlar, ailem ve dostlarım iyi bilirler. Sosyal mesafeye – ortada kavram olarak yok iken bile – her zaman dikkat etmişimdir. Covid19 ile “sosyal mesafe” bende hassasiyet aşamasından takıntı aşamasına evirildi. Öyle ya dip dibe yaşamayı seven olabilir ama ben sevmiyorum.
Şanssızlık mı desem geçmişten bu yana imkansızlıklar mı desem hep dip dibe bir yaşam sürdük. Otobüste, hastane, postane kuyruğunda, bankada, okulda her zaman dip dibe yaşam. Markette kasa önünde beklersin arkadaki müşterinin market arabası sürekli arkanızdan dürtükler. Yabanncı ülkeye gidersin polis kontrolü – vize kuyruğunda beklerken arkandakinin ılık nefesini ensende hissedersin, dönersin kim diye ne yazık ki beraberce uçtuğun ülkem insanı yine ardında. Beni hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmadılar, her yerdeler…
Yıllar geçtikçe yaş ilerliyor ve insan hayata başka bir gözlükle bakıyor. Geçmişte sinirlendiğimde daha radikal tepkiler verirken bu gün kendimi frenliyor ve etrafımdaki olan bitene daha bir soğukkanlı bakabilmeye zorluyorum. Zira sonrasında pişman olacağım bir çıkış yapmak veya kendime kızmak istemiyorum. Bir süredir kendim ile anlaştım daha iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Gelgelelim şartlar da eskisi gibi değil. Ben kendimi zorladıkça şartlar da bir yandan sertleşliyor. İnsanlar gün geçtikçe daha bir egoist ve kendini düşünen psikolojiye büründü. Bazen gözünüzün önünde cereyan eden bir olaya müdahale etmenin dahi muhasebesini yapmanız gerekiyor. Zira herkes ortada bir saatli bomba gibi dolaşıyor
Bu hafta sonu denizde yüzerken adeta insanlarla köşe kapmaca oynadım. Belki de iyi oldu da beni bu satırları yazmaya yöneltti. Neden sürü gibi hareket ediyoruz? Gerçekten kendimi üstün görmek veya bir kısım insanı küçük görmek için söylemiyorum. Neden bir restorana veya kafeye giren kişi gelip – her yer boş olduğu halde – dibinizdeki masaya oturur? Hatta “pardon sandalyenizi çekebilir misiniz?” diyerek adeta sırt sırta oturacak şekilde arkanızdaki masaya yerleşir? Ya otoparkta her yer boş olduğu halde bizzat ineceğiniz kapının dibine kadar girerek park edenler? Diyeceksiniz ki sen hassassın o nedenle dikkat ediyorsun. Koskoca denizde sırt üstü yüzerek hiç tepenize çıkıldı mı? Yani böyle salakça bir durum bir pardon ile tamir olur mu?
Bunların dışında bir de konuşurken ağzınızın içine kadar giren tipler vardır. Ne yazık ki bunlardan bazıları kıramadığınız dostlarınız da olabilir. Şimdi bu adama nasıl “kardeşim biraz uzaktan konuşur musun?” demeli. Hatta bazen coşup tükürüklerine hakim olamayan kimlerle karşılaşmışızdır. Şimdi böyle bir durumda sosyal mesafeyi nasıl koruyacağız? Ya mesafe ya da hastalık riski. Ya kalp kırıklığı ya da Covid19..
Yıllarca abilerimizden yurtdışı görmüş dostlarımızdan duyardık. Yurtdışında kişisel alana saygı var diye. Amerikada birine dokunmak bile başlı başına sorun yaratabiliyormuş vs vs. Gerçekten gittik, gördük. Durum gerçekten de söylendiği gibi. İnsanlar birbirinin sosyal alanına saygı gösteriyorlar. Ama biz niye buna saygı gösteremiyoruz? Cahillik mi desem? Akdenizli ruhu mu desem? Samimiyet mi desem?.. Aslında biz bir özeleştiri yapabilsek…
Bir yanıt yazın