Sadece Genetik Mirasımızı mı Aktarabiliyoruz?
İnsan ne zaman gerçekten ölür?
Bu soru beni ilk kez düşündürdüğünde biraz rahatsız olmuştum. Öyle ya bin yıllardır milyarlarca insan bu dünyaya geldi ve geçti. Ama sadece bir kısmı her zaman hatırlanacak. Ama yaptıkları iyi işlerle ama kötüleriyle…
Tabii ki herkesin ortak beklentisi ileride kendisinin iyi bir insan olarak hatırlanması diye düşünüyorum. Eğer asosyal bir kişilikse belki bunun tersini düşünebilir. Ama kendince iyi bir iş yaptığını düşündüğünü sandığı halde dünyada travmatik bir geçmiş bırakanlar da var. Herhalde Adolf Hitler ve çevresindekiler yaptıklarından oldukça memnundu ki bir dönem peşinden milyonları sürüklemişti.
Bence insan bu dünyada bir yer kaplıyorsa, havasını soluyor, kaynaklarını tüketiyorsa yaşadığı gezegene kendince bir katkıda da bulunmalı. Bu yüzden çalıştığım iş kolu beni her zaman gururlandırmıştır. Çevresel kaynakları korumak ve geleceğe atalarımızdan gelen mirası kayıpsız aktarmak hep düşüncem olmuştur. Belki de aldığım çevre mühendisliği eğitiminden önce sosyal çevremden aldığım bir misyon bu. Zira biz daha ilkokul sıralarındayken suyun, çevresel kaynakların önemini kavramış öğretmenlerimizin yönlendirmeleriyle yoğrulmuştuk. Bu gün halihazır durumu tartışmak bile istemiyorum. Her alanda olduğu gibi ne yazık ki eğitimin de içi boşaldı ve niteliksiz, duyarsız, çevreye karşı sorumluluklarının farkında olmayan bir nesil oluştu. Sanki artık ortak hedef kaynakları maksimum seviyede tüketmekmiş gibi bir duruma eviriliyor. İnsanlık gittiği her yeri kısa süre içinde yaşanmaz hale getiriyor. Bu yüzden uzmanlar Afrika’da dünyadan kopuk yaşayan bazı kabilelerin günümüz teknolojisiyle minimum seviyede kontak kurmasını istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki onları da kısa sürede kendimize benzeteceğiz….

İnsan doğası gereği sürekli çoğalıyor ve genetik mirasını alt nesillere taşımaya çalışıyor. Ama gerçekten herkesin genetik mirası gelecek için gerekli mi? O tartışılır. Ben kendimce geleceğe bir şeyler bırakma adına kağıdı kalemi elime alıp (laptop da diyebilirim) hikayeler yazmaya başladım. Yaptığım kurgular gelişti ve sonunda bunlar birer roman formuna evirildi. Hızımı alamayınca bir de kariyer yönetimi konusunda rehber yamaya karar verdim. Hepsini bir kaç sene içinde hazırlayıp yayınladım. Bu gün düşünüyorum da “insan ne zaman gerçekten ölür?” sorusunu kısmen cevaplayabiliyorum. Evet, insan kainatta ismi zikredilmediği zaman tamamıyla ölmüş sayılabilir diyorlar. Ne kadar da doğru bir yaklaşım. Bir Orhan Veli’nin veya Tevfik Fikret’in öldüğünü söyleyebilir miyiz? Fiziken ölmüş olsalar bile yaptıklarıyla yüzyıllarca yaşayacaklar. Ta ki biri onların adını söylemeyinceye kadar… İşte tam da burada eğitim devreye giriyor. Eğer bu değerleri alt nesillere öğretebilirsek sonsuza dek yaşamalarını sağlayabiliriz.
Beni sonsuz kadar olmasa da bir süre zihinlerde yaşatmasını umduğum kitaplarım tarafınızdan okunmayı bekliyor.



İyi okumalar dilerim. Okundukça anılacağım ve fikren yaşamaya devam edeceğim.
Bir yanıt yazın