Su; Yaşamın Vazgeçilmezi
Suyun hikayesine bir de buradan bak...
Bugün 20 Mart Cuma ve alışıldığı üzere blog yazımı paylaşıyorum. Bu hafta benim için ayrı bir önem taşıyor. Çünkü bu pazar günü Dünya Su Gününü kutlayacağız. Hepimize kutlu olsun!
Her 22 Mart'ta Su hakkında birkaç satır yazmayı kendime görev edindim. Çünkü bu konu hayati ve birilerinin bu konuya sahip çıkması gerekiyor. Bu birileri; sen, ben, o yani herkes... Çünkü suyun varlığı ya da yokluğu hepimizi doğrudan ilgilendiriyor.
Suyun üzerinde halen birçok bilimsel çalışma sürmektedir. Daha verimli kullanabilmek veya defalarca amacına yönelik kullanıp tekrar geri kazanabilmek öncelikli konularımız. Günümüzde su üzerine bilim ve mana arayışının beraberce irdelendiği çalışmalar da var. Örneğin Japon bilim adamı Masaru Emoto’nun her ne kadar da bilim çevrelerince sahte-bilim olarak damgalansa da ses frekansına göre suyun kristallerinin aldığı formlar üzerine yaptığı çalışmalar insanlığın suyun anlamı ve fiziksel yapısı üzerindeki anlam arayışlarının halen derinlemesine sürdüğünü göstermektedir. Ünlü filozof ve yazar Gaston Bachelard; “Su geçmişin, bugünün ve geleceğin aynasıdır” demiş. Ne kadar da doğru bir tanımlama. Zira bugün içtiğimiz, kullandığımız suyu milyonlarca yıldır içiyoruz, tüketiyoruz ve doğadaki su döngüsü sayesinde tekrar tekrar kullanıyoruz. Aslında bugün elimizde tuttuğumuz 1 bardak su, kâinatın ve tarihin gerçek bir tanığı olabilir. Bu nedenle suyun hafızasının olup olmadığı, geçmişe ait izleri taşıyıp taşımadığı ayrı bir araştırma konusu olarak inceleniyor.

Suyun Hikayesi; Su, H2O, Aqua, Dihidrojen Monoksit
Hayat onsuz var olamazdı kuşkusuz. Milyonlarca yıl önce yer kabuğunun üzerinde sıcak bir gaz bulutu belirdi. Bu bulut tüm küreyi çepeçevre sarıyordu. Öyle bir bulut düşünün ki güneş ışınlarının yakıcı tesirini perdeleyen ve neredeyse kaynama noktasının altına kadar yeryüzü sıcaklığının düşmesine neden olan… Isı yeterli koşullara kadar düştüğünde bu bulutlar yoğunlaştı ve yeryüzüne yağış olarak düşmeye başladı. Bulduğu her boşluğu doldurdu ve yeryüzü sularla kaplandı. Yeryüzünde bulunan tuzlar ve çözünmüş mineraller suda süreç içinde hidrokarbonları ve dolayısıyla hayatın temellerini attı. Her ne kadar birkaç satırda özetlemek zor olsa da suyun yeryüzündeki varlığı böyle bir hikâyeye sahiptir.
Hayat işte böyle, önce suda başladı. Başlangıçta canlılar oldukça küçüklerdi. Milyarlarca yıl boyunca, dünyadaki tüm yaşam mikroskobikti ve çoğunlukla tek hücrelilerden oluşuyordu. Sonra aniden, yaklaşık 570 milyon yıl önce, büyüklükleri bir metreye kadar varabilen, yumuşak, sünger benzeri gövdeli hayvanları da içeren karmaşık yapılı organizmalar ortaya çıktı. Bu büyüklük ve karmaşıklıktaki canlılar 15 milyon yıl boyunca sadece derin sularda yaşadılar. Okyanusların korunaklı ve stabil ısı değişimlerini avantaja çevirebilen bu canlılar sınırlı oksijenin bulunduğu bir dünyada, yeni evrimleşmekteyken mümkün olduğunca verimli olmak zorundaydılar. Bu nedenle ilk hayvanlar bu derin sularda ortaya çıktı.
Hayat suda başlayıp evrimleşti. Bu nedenle tüm canlılar için su olmazsa olmaz bir kaynaktır. Su yerkürenin oluşumundan yani başlangıçta bu yana sınırlı bir kaynaktı. Ve sürekli bir devinim halindeydi. Bu devinime veya çevrime suyun doğadaki çevrimi diyoruz. Yerkürede milyonlarca yıldır su, doğal bir çevrim ile canlıların hayatına yön veriyor. Okyanuslardan ve yüzeysel sulardan buharlaşan su kütlesi sonrasında atmosferde soğuk bir tabakayla karşılaşmasının ardından tekrar yağış olarak yeryüzüne yağıyor ve gerek yüzeyde gerekse yeraltında karşılaştığı birçok safsızlığı bünyesine katarak tekrar okyanuslara ve diğer su kaynaklarına geri dönüyor. Milyonlarca yıldır süregelen bu devinime baktıkça suyun evrendeki bu çevrimine insanın dünya döndükçe şahit olacağı aşikar.
Su hayatımızın her noktasında var. Hatta kullandığımız cümlelerde, benzetmelerde bile sıkça kullanırız. Yakın zamanda okuduğum bir makalede beğendiğim bir cümleyi sizinle paylaşmak istiyorum. Yazar yazısında günlük hayatımızda yaptığımız boş konuşmalar için “havadan, sudan” benzetmesi yapıldığını ifade ediyor ve buna biraz içerliyor. Açıkçası bu yazıyı okuyana kadar ben de bana ne işle uğraştığımı soranlara "Sudan işler müdürüyüm" derdim. Ama görüşünde bence de çok haklı. Sadece insanlık için değil kâinatın tamamı için hayati değeri olan bu iki metanın önemsiz bir değermiş gibi cümle içinde böylesine kullanılması gerçekten biraz haksızlık gibi...
Suyun hayatımızdaki yerini düşünürken sıklıkla sadece direk kullanımı açısından yaşamsal faaliyetlerimizdeki payını hatırlarız. Oysa dolaylı veya direk olarak sanayide, tarımda, tıpta yani aklınıza gelebilecek her türlü üretime veya hizmete yönelik proseste suyu alternatifsiz olarak kullanmaktayız. Endüstride yaptığımız sunumlarda sıklıkla “Neden suyu kullanıyoruz?” sorusunun cevabını ararken; doğada hemen kullanıma hazır olmasından, maliyetinden ve fiziki özelliklerinden bahsederiz. Ama gerçekte, günümüzde suyu kullanıma hazır bulabiliyor muyuz? Artık çok zor…
Bugün dünya üzerindeki su kaynaklarının neredeyse %97’si tuzlu ve okyanuslarda yer alıyor. Geri kalan büyük bir kısmını ise buzullar ve yeraltı suları oluşturuyor. Yani biz artık binde oranları ile ifade edebileceğimiz miktarda tatlı su kaynaklarını direk kullanabiliyoruz. Ve bu kaynaklar da son 50 yılda ciddi manada endüstriyel kirliliğe maruz kaldığından ciddi bir arıtma ve tasfiyeden geçmedikçe amacımıza uygun olarak kullanabilmemiz mümkün değil. Bu nedenle maliyeti de artık eskisi gibi düşük değil. Fiziksel özelliklerine gelince; suyun süreç içinde çevresel etkilere maruz kaldığını ve az önce belirttiğim gibi berraklaştırmaya veya içeriğinin komple elden geçirilmesine gereksinim duyulabildiğini söyleyebiliriz. Yani su artık ucuz, kolay bulunabilir ve fiziksel özellikleri kullanıma hazır bir meta değil.
Sanayide devasa miktarlarda kaynak kullanımı söz konusudur. Mevcut teknolojiler ne kadar ekonomik harcama hedefine uygun olarak tasarlansa da sanayi ile direk bir bağlantısı olmayan birinin bu sarfiyatları duyduğunda çok şaşıracağı boyutlardadır. Daha önceki 22 Mart günlerinde bu tip kullanım miktarlarına defalarca örnek vermiştim. Bu yazılarımda 1 adet tişört için 1.700 litre, 1 adet kot pantolon için 10.800 litre su kullanmakta olduğumuzu iletmiştim. Bir çift ayakkabı için 16.600 litre su harcıyoruz. Yani dünya nüfusunun bu denli yüksek oranda arttığını düşünürsek, sınırlı su kaynaklarının bu nüfus için gerekli hizmetlerin sağlanmasında ne denli ekonomik harcanması gerektiği gayet açıktır. Bu nedenle ülkeler artık “zero liquid dischage” yani sıfır sıvı atıklı teknolojilere yönelmeyi bir ülke politikası olarak masaya koymaktadır.
Diğer yandan artan nüfus ve bu doğrultuda gerek insani faaliyetler için gerekse yukarıda saydığım prosesler için gün geçtikçe artan bir su ihtiyacı oluşmaktadır. Şimdilik sanayi bu ihtiyacı okyanuslardan elde ettiği sudaki tuzu gidererek karşılamaya çalışıyor. Fakat bu teknolojilerin atıkları aşırı konsantre ve verildiği mecranın habitatını bozacak eğilimlerde oluyor. Bu da ülkeler arasında ortak bir su politikasının geliştirilmesini gerektiriyor.
Bu noktaya kadar suyun insanlık için fiziki anlamını ve gerekliliğinin altını çizdim. Bu noktadan sonra biraz da suyun insanlık için manadaki yeri ve önemini irdeleyelim;
Dört Temel Element: Ateş, Toprak, Hava ve Su... İnsanlık gelişirken, simyacıların da kabulüyle kâinatta 4 temel elementin bulunduğuna inandı. Bunlar Ateş, Toprak, Hava ve Su elementleridir. Su elementi Toprak'tan biraz daha az katı ve kararlıdır, ancak yine de Hava veya Ateş'ten daha az dinamik ve değişkendir. Havanın aksine, yerçekimine daha açık bir şekilde bağlıdır ve Ateşin aksine enerji yaymaz. Su akan, her zaman en az direnç gösteren yolu bulan ve içine girdiği kabın veya ortamın şeklini alan bir elementtir. Enerjinin değişen etkisine Toprak'tan daha duyarlı olduğu için, en alçak ve en sıcak yerlerden buharlaşabilir ve daha sonra özellikle en yüksek veya en soğuk yerlere tekrar yerleştirilebilir. Bu dinamik özellikleri sayesinde, hepimizin bildiği gibi, Dünya üzerinde akan ve onu besleyen ve yaşamı mümkün kılan bir döngü yaratır. Eğer Su biraz daha hareketsiz olsaydı, okyanusta kalır ve dev bir havuz olurdu; eğer biraz daha az hareketsiz olsaydı, bulutlar şeklinde Dünya'nın üzerinde kalır ve asla aşağı inmezdi. Bu nedenle Su, elementler arasında özel bir yere sahiptir, çünkü temel akış niteliğiyle uyumlu olarak hepsine dokunur ve aralarında seyahat eder.
Simyada Platon döngüsü denilen kavrama göre elementler arasında sürekli bir dönüşüm vardır. Ateş havaya, hava Suya, Su toprağa ve toprak ateşe dönüşmekte olup bu döngü bu şekilde sürmektedir. Düşünce tarihinin ilk filozofu satılan Thales her şeyin Sudan meydana geldiğini söyleyerek evrendeki çokluğun altında bir ilke (arkhe) yattığını iddia eder. Yani doğanın görünür çokluğu tek bir kökene, Suya dayanır.

Dinlere ve inançlara bakıldığında da Suya değişik anlamların yüklendiğini görüyoruz. TAO’ cu görüşe göre Su en üstün erdemdir ve tam anlamıyla özgürlüğü ifade eder. Hristiyanlıkta ise Su vaftiz ile birlikte anılır. Vaftiz Grekçe kökenli olup Suya batırma, daldırma anlamlarını taşır. Dinsel manada ise anlamı kişinin eski günahlarla dolu yaşamında ölmesi ve tertemiz bir yaşama doğmasıdır. Yani vaftiz edilen kişi Suya batırıldığında günahlarla dolu yaşamında ölür. Sudan çıkarıldığında ise pak ve aklanmış bir şekilde yeni bir yaşama doğar. Hayat suyu konusunda Kitâb-ı Mukaddes’te de pek çok anlatım mevcuttur. Mesela, Hezekiel bölümünde, Hezekiel’in tapınaktan çıkan Suyun birçok ülkeyi kat ettiğini ve sonra da denize döküldüğünü gördüğü anlatılmaktadır. Bu Su, girdiği her yere canlılık kazandırıp, her yere hayat bahşedecek niteliklere sahiptir. Hayat Suyu aynı zamanda bizzat Yehova ve Tevrat ile de özdeşleştirilmektedir. Ayrıca, hayat Suyunun Kudüs’ten çıkacağı, bu Suların yarısının Lut gölüne yarısının da Akdeniz’e yaz kış akacağı gibi anlatımlardan da Yahudiler için hayat Suyunun onların nihai beklentilerini süsleyen önemli bir motif olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Ahit’te ise hayat Suyu, vaftiz Suyu ile özdeşleştirilmiştir. Müslümanlıkta Su rahmet olarak ifade edilir. İkram edilen Su karşılığında “Su gibi aziz ol” ifadesi sıkça kullanılır. Suyun temizleyici, hayat veren içeriğine her zaman yer verilir. Enbiya süresi 30. Ayette “Biz her şeyi Su’dan yarattık” şeklinde bir ifade bulunmaktadır. İslam’ın şartlarından biri olan namazda günde 5 kez ibadet öncesi abdest almak ön koşuldur ve aksi şartlar olmadıkça bu ancak Suyla mümkündür. Kur’an’da Suyu her gün sıkça kullanan Müslüman için israfa karşı uyarıldığı sureler de (en-am 141) bulunmaktadır.

Evet sırasıyla suyun bizim ve dünyamızda yaşayan tüm canlılar için önemine dikkat çektik ve sonrasında biraz da mana dünyasındaki anlamlarına girdik. Bugüne değin suyun mühendislik tarafından bir bakış açısıyla detaylarına girmiştim. Bu kez de suyun anlam dünyasında felsefede, dinlerde ve değişik inanç profillerinde ne derece farklı anlamlar taşıdığının altını çizmeye çalıştım.
Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda bir arpa boyu yol alamadığımızı görüyoruz. Zira herkes bu konuda birkaç cümle söyleyebilecek kadar kendini yetkin buluyor. Dernekler, sosyal gruplar, STK'lar su ve suyun ekonomik ve doğru kullanımına yönelik çalışmalar ve paylaşımlar yapıyor. Ama yine barajlar boş, yine kuyuların seviyesi dünden daha da düşük, yine hiçbir su kaynağı tasfiyeden geçmeden direk kullanılamıyor. Yani artık bir şeyleri değiştirmek gerekli. Genelde Einstein'a atfedilen ama gerçekte Rita Mae Brown'ın dediği gibi "Aynı şeyi tekrar tekrar yaparak farklı sonuçları beklemek delilik belirtisidir". Yani bugüne kadar her ne yaptıysak daha farklısını yapmamız lazım. Zira yaptıklarımızın sonuçları ortada...
22 Mart'larda suya hasret cümleler kurmayacağımız bir gelecek hayaliyle herkese iyi bir hafta sonu dilerim.
Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:
Bir yanıt yazın