Daktilo Bölüm 3 Final
Peşi sıra gizem getiren antika daktilo (Final)
Bu hafta öykümüzün finalini yapıyoruz.
İlk bölümü okuyamayanlar takip eden linkten okuyabilirler: Daktilo - Peşi sıra gizem getiren antika daktilo - Bölüm 1
İkinci bölümü de takip eden bu linkten okuyabilirsiniz: Daktilo - Peşi sıra gizem getiren antika daktilo - Bölüm 2
İyi okumalar dilerim
Daktilo Final
Son birkaç gün içinde hayatında bugüne kadar görmediği aksiyonu bir arada gören yazarımız kadının mutluluğuyla tüm yorgunluğunu unutmuştu. Öylece bıkkın bir hayat sürerken bit pazarına ayağını basmasıyla yaşamı bir anda değişmişti. Gizemli daktilonun getirdikleri bomboş geçen günleri adeta tıka basa doldurmuştu. Önünde oluşan sevgi tablosuna bakarken duygulanmamak elde değildi. Kadının kedisine kavuşması ve onu göğsüne bastırarak hasret gidermesi en az kadın kadar onu da mutlu etmişti.

Kadın yazara dönerek; "Pamuk bunca zamandır bende ama hiç dışarı kendi başına çıkmazdı. Bazen onunla deniz kenarına inerdik ama hep kucağımda kalmak isterdi. Bu denli çekingen bir hayvan nasıl oldu da buraya kadar geldi anlamadım". Yazar bir an daktilodan diye bahsedecek oldu. Ama sonra kadının aklından şüphe edebileceğini düşünerek konuşmaktan vazgeçti. Sonuçta bir daktilo böyle şeylere sebep olabilir miydi? Şimdi herkes artık mutluydu. Kafaları karıştırmaya gerek yok dedi kendi kendine. Kadına dönüp "Bir kahve ister misin?" dedi. Alırım dercesine başını salladı Hülya. Bir yandan da odanın içini, daktiloda takılı kağıtta yazanlara göz atıyordu. Kağıtta "...neden benim de bir sevenim yok?" yazısı hemen dikkatini çekti. Ama elinde kahve tepsisiyle odaya giren yazarı görünce toparlandı ve kağıtta yazanları görmemiş gibi yaptı. Şimdi ikisi karşılıklı oturmuş kahvelerini yudumluyorlardı. Hülya başıyla daktiloyu işaret ederek; "Ne güzel, siz yazarken bilgisayar kullanmıyorsunuz. Eski usul..." Adam da daktiloya şöyle bir mütebessim bakış attıktan sonra; "Evet daktilo bende çok şeyi değiştirdi. Aslında ben elle yazmayı tercih ederdim. Ama daktilo ile yazmanın tadı başkaymış gerçekten" Sonra uzun uzun başından geçenleri anlattı kadına. Bit pazarını, yaşlı adamı ve yazdıklarının birer birer gerçekleşmesini her detayına kadar paylaştı kadınla. Kadın herşeyi pürdikkat dinliyordu. Açıkçası böyle bir durum sıkça yaşanabilecek bir şey değildi. Konu Pamuğun kaybolmasına geldiğinde kadın sevgiyle kedinin başını okşadı. Kedi kadının kucağından yavaşça kalkarak adamın kucağına doğru süzüldü. Bu kez yazarın kucağında kendine sıcak bir yer bulan kedi hemen mırıldanmaya ve esnemeye başladı. Kahvelerini içerken kedinin resmen birkaç dakika içinde uyumaya başlamasına tanık oldular. O çekingen ve pek insan canlısı olmayan hayvan adeta değişmiş ve sahibi yazarmış gibi onun kucağında yatmayı tercih etmişti. Kadın şakayla karışık içerledi; "Ama kıskanıyorum şimdi ben". Adamcağız sanki bir suç işlemiş gibi huzursuz olunca onu teselli etti: "Sizi çok sevdiği belli oluyor Sabahattin Bey, isterseniz bir süre sizinle kalsın". Adam sanki bir evlat edinmişçesine sevindi. Neredeyse gözleri yaşaracaktı. "Çok mutlu olurum bana bir süre arkadaşlık eder" diyebildi. Kadın hemen ekledi: "Ne güzel, işte sizi seven bir can var, artık mutlu olmanız lazım" Adam hislerine tercüman olan kadının gözlerine baktı. "Çok haklısınız. İnsanın her zaman yanıbaşında bir dostu, seveni olabilmeli" diye ekledi. Kadın sözcüklerin çok derinden geldiğini hissetti ve bu sözlere bir karşılık verme ihtiyacı duydu: "Ben de çok yalnızdım ama Pamuk hayatıma girerek ciddi bir boşluğu kapattı. Görevini yaptığını düşünmüş olacak şimdi de size el attı diyelim. Hatta el değil de pati...". Her ikisi de gülümseyerek kahvelerini yudumladılar.

Konu konuyu açtı ve ikisi de uzun süredir yalnız olduklarına inat bu samimi anları paylaştılar. İş hayatından, dostluklardan, hemen herşeyden azar azar konuştular. Bir yazar, bir kadın sırayla kendilerinden ve yaşadıklarından bahsettiler. Birbirlerini uzunca dinlediler. Meğerse insanların ne de çok paylaşacakları şeyleri varmış. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar. Artık yavaş yavaş akşam saatleri olmaya başlayınca kadın kibarca müsade istedi. Aslında çok da ayrılmak istemiyordu Ama bu kadar kısa zamanda bu kadar samimi olmak pek de ona göre bir şey değildi. Ayrıca yazarın değerli zamanını da harcamak istemiyordu. Bilse yazarın hiç gitmesini istemeyeceğini, belki de kalırdı.
Kadın yokuştan aşağı yürürken yazar ardından seslendi. "Yarın da uğrayın. Hem Pamuk belki akşam bende rahat edemez." Telefonlar alınıp verilmişti. Kuşkusuz birbirlerini arayacaklardı. Artık ilk cesareti kim gösterebilirse...
Hemen her gün kısa da olsa telefonla görüştüler. Yazar Hülya'yı Salı günkü Bit Pazarına davet etti. Yaşadıklarına onu da dahil etmek istiyordu. Ve Salı günü ilk kez karşılaştıkları bankta, deniz kenarında buluştular. Beraberce pazara gittiler.

Yazar Hülya'yı daktiloyu aldığı yaşlı adamın tezgahının olduğu yere götürdü. Ama tezgahın olduğu yerde şimdi tahta çocuk oyuncakları satan bir kadın vardı. Kadına yaklaşıp sordu: "Buradaki yaşlı beyefendi bugün yok mu?" Yaşlı kadın soruyu garipsedi; " Benden başka ara sıra oğlum durur tezgahta ama başka yaşlı biri hiç olmadı burada." Yaşlı kadına durum garip geldiği için merakla adama doğru baktı. "Karıştırmış olmayasınız tezgahı?" Yazar bu kez kendinden şüphe duydu ve etrafına daha bir detaylı bakındı. Tam da o dev ağacın önündeydiler. Karıştırması mümkün değildi. Kadına dönüp "Teşekkür ederim herhalde karıştırdım" diyebildi. Beraberce o tezgahın etrafındaki diğer tezgahlara da baktılar, aradılar. Ama yaşlı adamı göremediler. Aramaktan yorulunca orada bir kafeye oturdular ve birer çay söylediler. Adam halen olayın sersemliğini yaşıyordu. Yanılması mümkün değildi. Adamın yüzü daha dün gibi gözünün önündeydi. Büyük bir hayal kırıklığı ve merak içinde; "Yanılmış olamam bizzat adamla göz göze geldim ve bana emanet verdiği daktilo için haftaya görüşürüz diye sözleşmiştik, çok garip..." Kadın ilk kez adamın elini avucunun içine sevgiyle alarak; "Ben sana inanıyorum. Kimbilir belki de yaşlı adamın bu emaneti yeni bir yazara vermesi gerekiyordu. Artık emanet sende ve sen de bir gün onu bir başkasına verirsin." Bu cümleler onu biraz olsun rahatlatmıştı. "Haklısın dedi. Bana daktiloyu verirken zaten bunu hakkıyla kullanacak birine gitmesini isterim demişti" Keşke bir görüp teşekkür edebilseydim" diye iç geçirdi.

Onlar çaylarını içerken emaneti doğru adrese teslim etmenin mutlu ettiği yaşlı adam onları uzaktan izliyordu. Görevini yerine getirmenin verdiği huzurla; "Hey gözünü sevdiğimin daktilosu, hemen de işini yapmış. Yazarımız hem yazmaya başlamış hem de hayatında yeni bir sayfa açmış" diyerek paltosunun yakalarını kaldırdı, başındaki yün bereyi de kulaklarını içine alacak şekilde düzeltti. Görevi tamamlanmıştı. Şimdi başka bir görevi yerine getirmek için oradan uzaklaştı.
Yazarımızın gizemli daktilo macerası ömür boyu sürecek ve onun hayatına getirdiği güzellikler hiç bitmeyecek. En önemlisi bu yaşa kadar hep yalnızlıkla mücadele ettiği halde pes etmemesinin mükafatını fazlaca alacaktı. Artık hayatındaki güzellikler her gün artacak ve o da etrafındaki insanlara yazdıklarıyla mutluluk verecekti. Onun görevi de hep mutlu olmak ve çevresindeki insanlara mutluluk vermekti. Ta ki emaneti bir başkasına devredene dek...
İyi bir haftasonu dilerim.
Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:
Comments (2)
Hülya hanım Sebahattin bey ve pamuk umarım hep bir arada ve mutluluk içerisinde yaşarlar
Dileriz öyle olsun Şenolum…