Bayram mı, yoksa tatil mi?

Bayram mı, yoksa tatil mi?

Artık bu günler bayramdan çok tatil gibi

Bayram yaklaşıyor. Kurban Bayramı; Müslümanlar tarafından Allah'a yakınlaşmak, teslimiyet göstermek ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşımda bulunmak amacıyla Hicrî takvime göre Zilhicce ayında kutlanan dört günlük dinî bir bayramdır. Wikipedia bu şekilde tanımlamış. Sonuçta hicri takvim ile halihazırda kullandığımız miladi takvim arasında 11 günlük bir fark olduğu için dini günler her yıl miladi takvim esas alındığında geriye doğru kayarak başka tarihlere denk gelir. Yani bu sene Kurban Bayramı 27 Mayıs 2026 Çarşamba gününe denk gelirken, 2027 yılında aynı bayram 16 Mayıs’ta kutlanacak.

Ramazan Bayramı da aynı şeklide her sene 11 gün öne doğru gelmektedir. Her iki bayramda da arife günleri yani bayramdan bir gün öncesi yarım gün tatil olarak kabul edildiğinden -hafta sonuna gelmedikçe- bayram günleri bir şekilde bağlanarak köprü yapılır ve bu süre kocaman bir haftaya yayılır. Böylece önceki Cuma’dan tatile çıkarız ve bir sonraki Pazartesi’ye kadar 9 gün dolu dolu “tatil” yaparız. Burada tatil kelimesini tırnak içine aldım çünkü bugünkü yazımın ana konusu bu; bu tarih aralıkları Bayram mı, yoksa tatil mi?

Her zaman yaptığım gibi önce kendi yorumumu ekleyeyim. Sonra da sizlerde birer soru işareti yaratarak tartışma konusu açayım. Ben oldum olası bayramları pek sevmiyorum. Çünkü bayram günleri standart günlerden farklı bir şeylerin yapılması gerektiği gibi bir durum yaratıyor. Bu biraz da yetiştiğiniz ortama bağlı diye düşünüyorum. Kırsalda veya nispeten doğa ile iç içe olan şehirlerde bu günler belki farklı geçerdi. Zira akrabalarımızın yoğunlukla bulunduğu Samsun’da Kurban Bayramı renkli ve ananelerimize uygun bir şekilde kutlanırken İzmir’de benim için -birçok çocuk gibi- travmatikti. Sokaklarda kontrolsüz kesimlere, balkon demirlerine asılmış kurbanların yüzülmesine, asfaltta kaçan bir hayvanın ayaklarının kayıp yerlere düşmesine veya arkasından koşan üstü başı kan içinde koşuşturan kasaplara kolayca şahit olabilirdiniz. Her bayramda acil servisler kendilerine zarar veren acemi kasaplarla dolar taşardı. Yaz aylarına denk gelen kurban bayramları sonrası hayvanların yenmeyen parçaları çöplerde bekler, hatta sıcakla kokuşmaya başlardı. Sokakta ağzında bir işkembe parçası veya bağırsakla dolaşan bir sokak köpeğini sıkça görebilirdiniz. Nihayet 2000’li yıllarda belki de kamuoyu baskısıyla ve kurumların aldığı kararlarla bu tablolar tarih oldu. Bu şekilde artık Kurban Bayramları kan gövdeyi götüren bir hafta olmaktan çıktı ve özüne yoğunlaşabileceğimiz günlere dönüştü. Pekâlâ bizler özüne yoğunlaşabildik mi?

Evet esas soru bu; dini bayramlar tatil yapabilmek için bir fırsat mıdır? Elbette değildir. Yani bana göre olmamalıdır. Ama gerçekte bu durum nasıl işliyor? Bayram öncesinde insanlar bayramın gelişine göre bütçesini ayarlayarak kılık kıyafetine, evdeki erzağın durumuna göre çarşıya yollanır. Yani her bayram “bayramlık” adı altında bir alışveriş yapılır. Veya yapılırdı diyelim. Zira bugünün koşullarında artık bunu yapabilmek için ya bütçenizi ciddi riske atacaksınız ya da bir kenarda zor günler için biriktirdiklerinize el atacaksınızdır. Aksi taktirde kendinizi bayrama hazır hissedemezsiniz. Daha doğrusu toplumsal kodlar sizi bu şekilde davranmaya zorlar. İmkânın var mı, ya da yok mu kimsenin pek umurunda olmaz. Ben de tam bu noktaya takılmış durumdayım. İnsanın bütçesi yetersiz olabilir. Bayramlık alamazsa bayram o eve gelmez mi? Önemli olan bayrama tertemiz bir kıyafetle girmek ve günün anlamına yoğunlaşmak değil midir? Yazımın başında paylaşmak ve ihtiyaç sahiplerine el vermek bayramın ana hedefi olmalıdır dedik. Ama bayramı farklı yorumlayanlar da var. Kurban Bayramı’nı bir ziyafet gibi görmek ayrı bir bakış açısıdır. Kurban keserek en güzel kısımlarını yıl boyunca derin dondurucuda saklayarak yemek hedefse kurbanı beklemeye gerek yok. Bu her zaman yapılabilir. Bunun yerine dini vecibelerini yerine getirmenin verdiği tatmin ve huzurla ihtiyaç sahiplerine yılda bir kez olsun el vermek bayramın ruhuna daha uygun olmaz mı?

Evet Kurban Bayramı özelinde paylaşmanın verdiği iç huzuruna, başkalarının imkansızlıklarını çözmenin verdiği mutluluğa değinmeye çalıştım. Bir de bayramın gereği büyüklerin hal ve hatırının sorulması, aile içi mutlulukların paylaşımı durumu vardı. Bu gibi sıcak etkileşimler için bir fırsattır bayram günleri. Kimisi büyüklerini ziyaret eder, ellerini öper. Kimiyse kabir ziyareti yaparak artık hayatta olmayanları sevgi ve saygıyla yad eder.

Şimdilerde tüm bu ritüelleri bayramın arifesine ve ilk gününe sıkıştırarak bir an önce tatil yapılacak yöreye yöneliyoruz. Yani bayramın ruhundan çok tatilin özüne yoğunlaşıyor gibiyiz. Herkes yıl boyunca hayat pahalılığından veya enflasyonla mücadele ettiğinden şikâyet ettiği halde bayram günleri için tatil yörelerinde yer bulabilmek mümkün olmuyor. Hatta sırf bu amaçla bireysel kredi çeken, taksitle tatil yapan birçok aile var. Doğrusu nedir sizler yorumlarsınız ama tartışmasız bir gerçek var ki o da bayramların bundan 50 yıl önce kutlandığı gibi kutlanmadığıdır. Artık TV reklamlarında dahi küçükleri hüzünlü gözlerle bekleyen yaşlı insanların pencere kenarındaki mahzun duruşları yer alıyor. Çünkü bu artık genel bir sorunsala dönüştü. Tıpkı anneler günü, sevgililer günü, yılbaşı ve benzerleri gibi bayramlar da ticaretin tavan yaptığı ve insanların kendilerini çokça alışveriş yapmak durumunda hissettikleri festivallere dönüşüyor.

Şöyle durup bir düşündüğümde -eleştirel bir yazı yazdığımda- sonuç bölümü eninde sonunda eğitime dayanıyor. Yani bireysel silahlanma, aile içi şiddet, insanların sosyal ilişki kodları hepsi dönüyor dolaşıyor eğitim politikalarına kadar geliyor. Çokça örnek verdiğim Snellman’ın Finlandiya’sında Rusların yıllar süren hegemonyasından kurtulmaları ile çağdaşlık yolunda ilk adımlarını eğitim devrimi üzerinden atmışlardı. Beyaz Zambaklar Ülkesinde romanını okuyanlar iyi bilir. Devlet tüm yatırımları seçkin öğretmenler üzerinden gençliğe yapmıştı. Finlandiyalılar o zamanlarda ektikleri tohumların ürünlerini bugünlerde topluyorlar. Biz ise halen cumhuriyet kazanımlarını tartışıyoruz. “Milli Eğitim” sorunsalı ise tamamen ayrı bir yazının konusu olabilir.   

Yani birkaç cümle ile özetlemek gerekirse; gerek aile içinde gerekse ilk öğretimde okul sıralarında alınan temel eğitim bu tip ananelerimizin canlı tutulması ve anlamının nesillere yayılmasını güçlendirecektir. Buna ne devlet ne de özel sektör önem vermezse hatta bu özel günlerin anlamının tam tersine bir ticari festival görüntüsüne çevrilmesinde aracı olurlarsa sonuç böyle oluyor. Toplumları yüzyıllarca ayakta tutan bu yazılı olmayan kurallar yavaş yavaş tarihin sayfalarında kayboluyorsa bunu bir durup düşünmek gerek...

Bayramların gerçek bir bayram gibi yaşanması umuduyla şimdiden iyi bayramlar dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.

Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir