Vahşetten kaçabilir misin?
İnsanlıktan çıkan caniler peşindeyse...
Bu hafta kısa bir hikaye ile devam ediyoruz. Bakalım beğenecek misiniz?
Bebeğine telaşla, neredeyse göğsüne gömercesine sarıldı. Sımsıkı sarmaladığı küçük, sadece memeye yapıştırdığı çenesine yoğunlaşmıştı. Tehlikeymiş, saldırıymış, umurunda bile değildi. O sadece en ilkel içgüdüsü ile boş olan karnını doyurmaya çalışıyordu. Anne ise durumun verdiği stres ile ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Bir türlü kendine inandıramıyordu. İnsan bu kadar cani nasıl olabilirdi? Elinde çivili bir sopa, sadizimin tetiklediği adrenalin ile bir sağa, bir sola koşuşturan çocuk diğerlerine; "Çok uzağa gitmiş olamaz. Buralarda bir yerdedirler" diye seslendi. Diğerleri "Hadi yürü gidelim artık, saat geç oldu!" deyince mutsuzlukla elindeki sopayı bir kenara fırlattı ve koşarak onların peşine takıldı.

Anne nihayet derin bir nefes aldı. Bir tehlikeyi daha atlamıştı. Ama bu ne ilk ne de son olacaktı. Sessizce bebeğini emzirmeye devam etti.
Şehrin her köşesi bu tip canilerle doluydu. Artık insanların vicdan veya acıma duyguları körelmişti. Kaba kuvvet ve vicdansızlık her köşeyi tutmuştu. Erken anne olduğu şu kısacık ömründe şimdiden nelere şahit olmuştu. Herkesin gittiğinden tam anlamıyla emin olduğunda gizlendiği yerden yavaşça çıktı. Etrafına bakındı. Cadde üzerinde araç trafiği artmaya başlamıştı. Sıkışık trafikte araçların gürültüsü, sabırsız sürücülerin çaldığı kornalarla ambulansın sireni birbirine karışıyordu. Tam bir cümbüş gibiydi. Kaldırımda yürüyen insan kalabalığının da trafikteki araçlardan farkı yoktu. Onların korna çalmasalar da birbirlerine karşı çok da dostça bir gözle baktıkları söylenemezdi. İnsanlar çalışma hayatının verdiği yorgunluğu omuzlarında taşırken kaldırımda adeta birbirlerinin üzerine doğru yürüyorlardı. Hatta bazen çarpışıyorlar ve sanki hiçbir şey olmamışçasına öylece yollarına devam ediyorlardı. Halbuki yakın geçmişe kadar hepsi işe giderken karşılaştıklarında birbirlerine "Günaydın", akşam iş çıkışı "İyi akşamlar" diyorlardı. Her ne olduysa bir anda canileştiler. Sanki her biri birer katile dönüştü. Artık yaşadıkları mı yoksa hayat tarzları mı buna neden oldu bilinmez. Hatta bazı haberlerde insanların daha fazla et tüketmelerinin onları agresifleştirdiği tartışılıyordu ama hiçbir hayvan et tükettiği halde zevk için bir başkasını öldürmüyordu. Sadece karnını doyurabilmek için en güçsüzü seçerlerdi. Doğal seleksiyon böyle bir şeydi. Sadece güçlüler yaşardı. Ama insanlar doğal seleksiyon adına değil sadece kendi zevklerini tatmin etmek için öldürmeye başlamışladı.

Fazlaca göze batmadan bir apartmanın basamaklarına oturdular. Nefes nefese bir koşuşturmadan tekrar durağan ama fazla sürmeyecek bir dinginlik haline geri döndüler. Bebek karnını doyurmuştu ama anne halen açtı. Yoldan gelen geçenlerden bazıları onlara bakıyor ama kimse durup bir şeye ihtiyaçları var mı diye sormuyorlardı. Ne annenin ne de bebenin zaten sesini çıkaracak hali kalmamıştı. Adeta bir güvercin tedirginliğinde yoldan gelen geçenlere bakıyorlardı. Sessiz sakin otururlarken bir anda annesinin elinden tutan bir çocuk onlara doğru koşmaya başladı. Kaçacak yeri olmayan anne çaresiz olduğu yere çivilenmiş gibi kalakaldı. Çocuk elinde tuttuğu beslenme çantasını açarak yemediği yiyecekleri hemen annenin yanına bıraktı ve tekrar koşarak annesinin elini tuttu, uzaklaştılar. Nihayet bir lokma yiyecek boğazından geçecekti. Nefes almadan yiyecekleri mideye indirdi. Açlıktan neredeyse bayılacakken böyle bir yemeğin gelmesi onun için beklenmedik bir durumdu. O anda tanrıya şükretti ve bu kabusun bir an önce bitmesi için ona yalvardı.
Aynı yerde çok uzun süre kalamıyorlardı. Belli olmaz, bir başka tehlike bir anda beliriverir diye hemen toparlandılar. Her zaman tetikte olmalarını gerektiren bir dünyada yaşıyorlardı. Ana oğul daha korunaklı bir yer bulabilmek için tekrar hareketlendiler. Onlar köşedeki binanın arkasındaki boş arsaya giderken orada onları bekleyen belediye aracının soğuk kafeslerinin onları beklediğinden habersizdi. Ne yazik ki onlar Türkiye'de yaşayan yüzbinlerce sahipsiz kediden biriydi.
Coğrafya kaderindir sözü sadece insanlar için söylenmemeliydi...
İşte biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. İnsanın değer görmediği ülkede hayvana değer verilmesini beklemek zaten ahmaklık olur. Biz insanlar bu dünyayı sadece insanlar için var olduğunu düşündükçe, geri kalan herşeyin insanlar için yaratıldığını savunan kafada gittikçe, tam bir insan olamayacağız. Nefes alan, yiyen, içen, yaşayan, tüketen ama insan olamayan yaşam formları olarak kalacağız.
Onların doğasını tahrip ettik. Yaşam alanlarını daralttık. Şimdi de canlarının peşine düştük. Neden? Daha sağlıklı ve hijyenik bir çevre için...
İnsan; teknolojisiyle, yaratığı kirliliğiyle, hatta varlığıyla bile çevreye uyumsuz, dünya için en büyük tehlikedir. Aslında insan olmaya çalışmaktansa biraz hayvan olabilsek dünya daha güzel, daha yaşanabilir olabilirdi.. Çünkü hayvan her zaman yaşadığı doğayla uyumlu oldu. İnsansa...

Bu hafta gariban bir sokak hayvanını sevindirin.
İyi bir hafta sonu dilerim.
Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:
Bir yanıt yazın