Vize Almak mı, Vizeye Ulaşmak mı?
Vize bir bahane mi?
Köşemde kısa hikayeler ve güncel olaylar üzerine yorumlarımı yazıyorum. Aslında hepimiz gibi bazen beni de ekonomi, siyaset ve politika gibi konulardaki gelişmeler tedirgin ediyor. Ama herkesin anladığı konuda yazmasının daha uygun olacağına inandığım için uzmanı olduğum veya en azından fikir sahibi olduğum konuları merkeze alıyorum. Bazı dostlarımın konu seçimimde bana sorduğu sorulara cevap olması açısından bu kısa açıklamayı yapmayı uygun buldum.
Bu hafta başlığından da anlayacağınız gibi yabancı ülkelerin vatandaşlarımıza uyguladığı vize uygulamaları hakkında biraz konuşalım. Vize nedir? Nereden çıktı? Neden vize alırken ayrı, giriş yaparken ayrı bir prosedüre maruz kalıyoruz? Gelin bu sorulara beraberce cevaplar bulalım.

Bugün dünyanın hemen her ülkesine seyahat etmek isteyen insanlar pasaport ve çoğu zaman vize almak zorundadır. Oysa bu durum insanlık tarihinin büyük bölümü için geçerli değildi. Birçok kişi, ülkeler arasındaki vize uygulamalarının asırlardır var olduğunu düşünse de gerçekte modern vize sistemi oldukça yeni sayılabilecek bir geçmişe sahiptir. Dahası, bu sistem başlangıçta seyahati kolaylaştırmak için değil, devletlerin insan hareketlerini kontrol altına alabilmesi amacıyla geliştirilmiştir.
Yüzyıllar boyunca insanlar farklı şehirler, krallıklar ve imparatorluklar arasında bugünkü kadar yoğun bürokratik işlemlere tabi olmadan seyahat edebiliyordu. Elbette bazı dönemlerde hükümdarların verdiği güvenli geçiş belgeleri veya tavsiye mektupları bulunuyordu. Ancak bunlar günümüzdeki anlamıyla bir pasaport veya vize niteliği taşımıyordu. Bir kişinin başka bir ülkeye gitmeden önce aylar süren başvurular yapması, banka hesap dökümleri sunması veya konsolosluklardan onay beklemesi söz konusu değildi.
Modern vize sisteminin doğuşu büyük ölçüde Birinci Dünya Savaşı'na dayanır. 1914 yılında başlayan savaş, devletlerin güvenlik konusundaki hassasiyetlerini olağanüstü ölçüde artırdı. Casusluk faaliyetleri, asker kaçakları, sınır güvenliği sorunları ve kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle ülkeler sınırlarını daha sıkı denetlemeye başladı. Bu süreçte pasaport ve vize uygulamaları geçici bir güvenlik önlemi olarak yaygınlaştırıldı. Savaş sona erdiğinde birçok kişi bu uygulamaların kaldırılacağını düşünüyordu. Ancak devletler, vatandaşların ve yabancıların hareketlerini takip etme imkânı sağlayan bu yeni sistemi terk etmek istemedi. Böylece savaş döneminin olağanüstü tedbiri zamanla kalıcı bir yönetsel araca dönüştü. Günümüzde kullanılan pasaport ve vize sisteminin temelleri de bu dönemde atılmış oldu.
Vize uygulamalarının ortaya çıkışında üç temel sebep bulunuyordu. Bunlardan ilki güvenlikti. Devletler ülkeye giriş yapan kişilerin kimliklerini önceden bilmek ve gerektiğinde girişlerini engellemek istiyordu. İkinci sebep göç kontrolüydü. Özellikle sanayileşen ülkeler, ekonomik sebeplerle yaşanan yoğun göç hareketlerini denetim altına almak amacıyla vize sistemlerini kullanmaya başladılar. Üçüncü ve belki de en önemli sebep ise devlet egemenliğiydi. Modern ulus-devlet anlayışına göre her devlet, kendi topraklarına kimin girip kimin giremeyeceğine karar verme hakkına sahipti.
Osmanlı Devleti de bu gelişmelerin dışında kalmadı. Aslında Osmanlı'da modern pasaport uygulamalarının temelleri Avrupa'daki birçok ülkeye paralel şekilde 19. yüzyılda atılmıştır. 1844 yılında yapılan düzenlemelerle seyahat belgeleri daha sistematik hâle getirildi. Cumhuriyet'in ilanından sonra Türk vatandaşları da dünyanın diğer ülkelerinin vatandaşları gibi uluslararası pasaport ve vize sisteminin bir parçası hâline geldi. Ancak bugün yaygın olarak hissedilen vize zorunluluklarının büyük bölümü Cumhuriyet'in ilk yıllarında mevcut değildi. Özellikle 20. yüzyılın ortalarında Avrupa ile Türkiye arasındaki insan hareketliliği bugüne kıyasla oldukça serbestti.

Nitekim 1960'lı yıllarda yüz binlerce Türk vatandaşı iş gücü anlaşmaları kapsamında başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine kolayca gitmiştir. O dönemdeki giriş prosedürleri günümüzdeki Schengen vizesi uygulamalarıyla karşılaştırıldığında son derece basitti. Avrupa'nın bugünkü sıkı vize politikaları büyük ölçüde 1980'lerden sonra şekillenmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesi, düzensiz göç hareketlerinin artması ve Avrupa Birliği'nin ortak sınır politikaları geliştirmesiyle birlikte Türk vatandaşlarının karşılaştığı vize prosedürleri de giderek ağırlaşmıştır.
Bugün vize uygulamaları çoğu insan tarafından doğal ve kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle vize uygulamalarını yalnızca bir seyahat prosedürü olarak görmek eksik olur. Vize, aynı zamanda modern devletlerin vatandaşları ve yabancılar üzerindeki denetim yetkisinin somut bir göstergesidir. Bir başka ifadeyle, pasaport ve vize sistemleri yalnızca insanların sınırları geçmesini düzenlemez; aynı zamanda devletlerin egemenlik anlayışını, güvenlik politikalarını ve dünyaya bakış biçimlerini de yansıtır.
Son yıllarda Avrupa ülkelerinin Türk vatandaşlarına yönelik Schengen vizesi uygulamaları, yalnızca vize zorunluluğu nedeniyle değil; randevu bulma güçlüğü, artan belge talepleri, uzun bekleme süreleri ve kısa süreli vize verilmesi gibi nedenlerle eleştirilmektedir. Avrupa tarafı bu sıkılaşmayı düzensiz göç, vize ihlalleri ve güvenlik kaygılarıyla açıklarken, birçok Türk vatandaşı bu uygulamaların dürüst seyahat eden kişiler açısından gereğinden fazla ağırlaştığını düşünmektedir.
Hukuken Schengen ülkelerinin vize isteme hakkı bulunsa da, uygulamadaki zorluklar Türkiye'de adalet ve eşit muamele tartışmalarını beraberinde getiriyor. Bu nedenle mesele artık vizenin varlığından çok, Türk vatandaşlarına yönelik prosedürlerin ne kadar makul, tutarlı ve orantılı olduğu sorusu etrafında şekilleniyor. Son zamanlarda özellikle vize aracı kuruluşları üzerinde sürdürülen soruşturmaların ve medya araştırmalarının çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Vize prosedürü artık hem bir kazanç kapısı hem de Türk vatandaşlarını ülkesi içine hapseden bir uygulamaya dönüştürülüyor. Ben işim nedeniyle çok seyahat eden biriyim ve en son Belçika'dan aldığım 2 yıllık vizem bitmişti. Geçtiğimiz yılın Kasım ayından bu yana aracı kuruluş VFS Global'in web sayfası üzerinden değil başvuruyu randevu saati bile alamadım. Ama basında çıkan haberlere göre ciddi miktarda para ödeyerek VIP statüsünde randevu alınabildiğinin de mümkün olduğu konuşuluyor. Bu konuda yetkililerin ne yapacağı şimdilik benim için bir muamma. Bekleyip göreceğiz.
Herkese sorunsuz, gecikmesiz seyahatler dilerim.
Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.

Ücretsiz kopyanızı edinin!
2025 yılı boyunca yayımladığım ve okuyucular tarafından en çok beğenilen hikâyelerden oluşan DOST Bülten Özel Sayısı'nı ücretsiz olarak edinebilirsiniz.
Bu özel seçkiyi ücretsiz almak ve her cuma yayımlanan yeni yazılardan haberdar olmak için aşağıdaki forma e-posta adresinizi bırakmanız yeterli.
Bir yanıt yazın