Demokratlık çoğunluğun kararını desteklemek midir?
Bu yazıda karar mekanizması, bilgi toplumu ve cehalet konularını kendimce sorguluyorum
Dedim ya başkasının yansıttıklarının bendeki kırınımları diye…Bu gün çok sevdiğim bir ağabeyimin paylaşımı bende de bazı yansımalar yarattı. Bunun sonucunda bir şeyler yazma gerekliliği hissettim. Sonuçta yazmadıklarınız bir süre sonra kafanızdan uçup gidiyor. Yazılanın ise üzerinde sıkça düzeltme yapmak o anki hissiyatı tam yansıtmıyor veya sonradan makyajlanmış oluyor. O nedenle olduğu gibi, yani içimden geldiği gibi anlatayım. Daha önce söylediğim bir konuyu belki yinelemekte fayda var. Zira yazımı ilk kez okuyor olabilirsiniz. Burası benim blogum ve yazdıklarım sadece anlık beliren duyguların bir yansıması. Sonuçta kesin ifadeler ve yaşamın sırlarını barındırmıyor. Veya ders vermek ve referans noktası olması kaygılarım da yok. Sadece yazıyorum, kendimce yorumluyorum.
Bu güne değin demokrasi kelimesi ilk öğretimden yüksek öğrenim seviyesine kadar adına methiyeler düzdüğümüz bir sistem. Fakat demokrasi tartışılamaz mı? Daha bir başka şekilde; demokrasi ile alınan kararlar her zaman tartışmasız doğru mudur? Kuşkusuz bu gün okuduğum paylaşım ve sonrasında webde yaptığım kısa bir araştırma bende daha fazla soru işaretleri yarattı ve daha derinlemesine bilgi sahibi olmak istedim. Aslında bilgiye ihtiyacımın olması gerekliliği bile bir noktada Sokrat’ın (Socrates) düşüncesini destekliyor. Yani bir konu hakkında yorum veya karar vermeden önce o konu hakkında gerçekten bilgi sahibi olmak gerekmez mi?
Yani dinler, inançlar veya kutsal kitaplar hakkında atıp tutan kaçımız herhangi bir dine ait kitabı derinlemesine okudu? Çoğunlukla kulaktan dolma veya sosyal medya üzerinden aldığımız bilgiler seviyesinde konuya hakimiz. Ama pek de kolay evrene mesajlar gönderebiliyoruz. Her birimiz sosyal medya hesapları üzerinden derin bilgi sahibi olunması gereken konularda dahi sınırlı bilgisi olduğunu gördüğümüz kişilerin yorumlamalar ve saptamalar yaptıklarına şahit oluyoruz. Genelleme yapmak tabii ki doğru değil aynı zamanda çok okuyan dostlarımız da var. Zaten tartışma konusu tam da bu… Bir konu hakkında bilen ile cahil olan, demokratik olarak karar mekanizmasında aynı haklara mı sahip olmalı? Yani 2008’de manken Aysun Kayacı’nın “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?” yorumu haksız bir yorum mu?
Tarihte bunu sorguladığı herkes tarafından bilinen Sokrat yine demokratik olarak yapılan bir mahkeme sonucunda %52’ye karşı %48’lik bir karar ile ölüme mahkum edilmişti. Nedeni de “Atina Gençliğini yozlaştırmak” olarak ileri sürülmüştü. Ben bu konuyu “demokratik” olarak evde tartışmaya açtığımda oğlum hemen Sokrat’ın belli bir azınlığın (ona göre) aristokratların oy vermesini savunduğu yönündeydi. Oğlum gibi bir çok kişi bunun böyle olduğunu düşünüyor. Ama yaptığım bilgi taraması bunun gerçek yüzünün böyle olmadığını gösteriyor. Sokrat genelin düşündüğü gibi “elitist” bir düşünceye sahip değildi. Savunduğu; bir konuda eğer karar verilecek ise o konuya hakim olan ve bilgi, deneyim seviyesi üst düzeyde olanların karar vermesiydi. Öyle ya konu ülkenin yönetimi, borsa, ekonomi, dış politika ama oy veren kitlenin bu konular hakkında zerre kadar bilgisi yok. Diyebilirsiniz ki zaten karar mekanizması zaten meclisteki temsilcilerim, vekillerimiz. Bu doğru, ama sizce anılan konulara vekillerimiz -parti ayırt etmeksizin söylüyorum- ne kadar konuya hakim? Yakın geçmişe kadar önündeki 10 satırlık yemin metnini dahi okuyamayacak kadar cahil birinden ülke politikalarını şekillendirecek bir dahilik beklemek ne derece gerçekçi?
Kuşkusuz herkesin bir oy verme hakkı olmalı ama biz zekaya dayalı bir demokrasi ile herkesin doğuştan gelen hakkı olan demokrasi arasındaki bağı veya farkı değerlendiremiyoruz. Sokrat bu sıkıntıyı daha MÖ 400 yıllarında görmüş ve görmesinin cezasını da ağır ödemiş. Cahil toplumlarda bir parça mürekkep yalayanların çoğunluğun cahilliğinden faydalanması ve bunu kendi amaçlarına uygun olarak kullanması daha o çağlarda tanımlanmış. Buna “demegogluk” demişler. Yani tam anlamıyla “halk avcılığı”… “Demokrasiler içerisindeki bazı liderlerin halk arasındaki önyargıları ve cehaleti kötüye kullanarak (manipüle ederek) popülerlik ve liderlik kazanmasına verilen isimdir. Demagoglar, kitlelerin tutkularını coşturarak ve duygusal taraflarına oynayarak onların mantıklı bir biçimde kararlar alma yetisini körelten kişilerdir.”* Günümüzde bunu değerlendiren liderler yok mudur? Din, Irk, Milliyetçilik veya Mezhepçilik konuları üzerinden destekleyenlerini gaza getirecek demeçler veren ve onları kendisine kayıtsız şartsız bağlayan liderler yok mudur? Halen günümüzde doğru ile yanlışı ayırt edebilmek için bir parça düşünmek yerine çoğunluğa göre hareket etme içgüdüsü olduğu görülüyor. Hatta aldığımız kararı haklılaştırmak adına kendimizi sıkça kandırıyoruz.
Yazımı sonlandırmadan önce beni düşündüren bir konu hakkında da birkaç cümle yazmak istiyorum:
Sen devlet olarak 4 yıllık bir mühendislik dalı, Çevre Mühendisliği altyapısını kur. Bu fakültelerde mühendis adaylarını 4 yıl boyunca temel mühendislik, uygulama ve becerileri konularında uzmanlaştır. Ve ona sonunda onlara “Çevre Mühendisi” unvanını ver. Sonra “birilerine istihdam sağlayabilmek için” bir haftalık bir eğitim ile devlet hesabına yatacak bir kaç yüz liralık harç karşılığı “Çevre Görevlisi” diye bir ünvan uydur…İnanılır gibi değil. Zaten bir çok çevre mühendisi meslektaşımız başka iş kollarında ancak istihdam bulurken kendi alanımızda bir de bu “çakma” görevliler konusu çıktı. Bilmiyorum hangi zekanın ürünürüdür ki bu hatadan döndüler mi? Yanlış hatırlamıyorsam bu yönetmelik ilk çıktığında Çevre Mühendislerinin de bu kurslara katılma zorunluluğu vardı. Ama sonradan sanırım lütfedip zorunluluğu kaldırdılar. İşin ilginç yanı bu yönetmeliklerin altına imza atanlar bizzat bizim çevre mühendisliği tahsili yaptığımız okullardaki hocalarımız veya meslektaşlarımız…Durum böyle olursa ben de yakın bir zamanda bedeli olan harcı ödeyip doktor gibi sağlık görevlisi veya hakim gibi hukuk görevlisi olmak isterim.. Şaka bir yana, bu konu halk arasında oylansa eminim kabul olur oyu çıkar ve buna da demokratik bir karar denebilir. İşte demek istediğim budur. Akıl mı? Mantık mı? İçgüdü mü?..
Benim yansıttıklarımdan da yeni kırınımlar oluşturabilecek birileri olur ümidiyle…
Bir yanıt yazın