Anne olmak 9 ay karnında taşımak mıdır?
Anne olmak sadece dokuz ay taşımak mıdır?
Aslında bu tip konular pek de değindiğim, konuşmak istediğim konular değil ama yine de bir şeyler yazmak gerekliliği duydum.
Hemen her gün gazete sayfalarının yerel haber kısımlarında veya internet bloglarında; altında yorum olarak onlarca lanet okunmuş haberlere şahit oluyoruz. Göbeğini kestiği yeni doğmuş bebeğini bir ayakkabı kutusuna koymuş ve cami kapısına bırakmış. Kocasına kızmış, çocuğuna kıymış..Evet insanın bir anlık öfke ile gözü dönüyor ama hiç insan evladına kıyar mı?
Ne kadar ölümler basında, medya kanallarında gün geçtikçe normalleşmeye başlasa da, sıkça haber olarak verilse de bu haberlere alışmak mümkün değil. Tabii ki ateş düştüğü yeri yakıyor. Kayıpları bizler birer haber olarak görüyoruz ve bir süre sonra gündemin içinde ekonomi, savaş, felaket haberleri derken kayboluyoruz, gidiyoruz. Ama herkesin ortak beklentisi sosyal adalet çerçevesinde yapılanların cezasız kalmaması.
Pekala hayat bu kadar kötü mü? İnsanlar acımasız mı? En azından hepsi değil.. Hayatta güzel şeyler de oluyor. Tabii ki özü itibariyle duygu dolu olsa da olayın içindeki bu kahraman anneler, insanlıktan halen umut kesmememiz gerektiğini adeta bize gösteriyor.
Neredn nereye…Bu gün Corona virüsü tehlikesi gölgesinde yaşantımızı sürdürürken metroda rastladığım bir tablo beni derinden etkiledi. Nedendir bilinmez ayakkabılar her zaman ilgimi çekmiştir. Özellikle spor ayakkabılar. Belki çocukluğumuzda bir EsemSport veya Mekap ayakkabı bile zar zor giyebilmiş olduğumuzdan kaynaklanıyor olabilir. Zira favori ayakkabı markam – bizim jenerasyon iyi hatırlar – PanterSpor’du. Futbol oynarken ise kramponda Erdal bile bir lükstü bize, ancak Ziylan veya ileriki yıllarda Lig marka ayakkabılar ile sezonu açardık. Hatta Adidas değil ama İzmirsporlu Kaleci Sait abilerin imalatı Saidas’larımız olmuştu. Sonraları biraz paramız oldu ama ancak Alsancak’ta, çevresinde Amerikalı dostu olabilenler gibi PX mağazasından bir Nike sahibi olabilme şansımız olamadı. Uzun lafın kısası Adidas, Nike, Puma vs bir hayal olunca insan çocuk aklı ile üzülüyor, buna takıyor. Belki de bu yüzden spor ayakkabılara halen ayrı bir ilgim vardır. Eşim kızar bazen, ardiyede beğenip de bir gün giyerim diye aldığım ayakkabılar yığılı durur. Şimdi hepsini alabilecek imkanım olsa bile o günler hiç unutulmaz…
Bu gün metroda giderken duraktan tekerlekli sandalyede bir çocuğu ile annesi bindiler. Açıkçası bu gibi durumlarda insan karşı karşıya oturunca gözünü ne tarafa çevireceğini şaşırıyor. Telefonuna baksan çekmiyor, camdan baksan karanlık..Çaresiz göz teması kuruyorsunuz. Bu gibi durumlarda başı öne eğmek en bilindik kaçış yolu olduğundan hemen ona sarıldım. Ve kızın ayağındaki Adidas ayakkabılara gözüm takıldı. Belki uzun süredir giyiyor olsa bile zerre kadar yıpranmamış oldukları dikkatimi çekti. Sonra düşündüm bu ayakkabı hiç eskimeyecek ki…Belki bir süre sonra küçük gelmeye başlayacak ama eskimesi mümkün değil. Zira kızcağızın zaten yere basabilme şansı yok. Ancak – muhtemelen – annesinin kucağında evden sandalyeye, sandalyeden evdeki koltuğa.. Sonra yine sandalyenin tekerlerine, bağlantı noktalarındaki ciddi çürüme ve pas izlerine baktım. İçimden – bu konularda obsesif olduğum için – bir WD40 ile bu pasları temizlerdim diye geçirdim. Sonra da yine kendime kızarak kim çocuğunun tekerlekli sandalyesine bakım yapmak, silmek, temizlemek ister ki dedim…İnsanın kendi ile başbaşa kaldığında kırası gelir muhtemelen. Sonra o bir kaç duraklık seyahat esnasında anneye, anne ile kızın arasındaki göz temasına baktım. Kız hiçbir reaksiyon veremese de annenin müzip hareketleri, onu güldürmeye çalışan hareketlerine bakınca ben de kendimi tutamadım. Annenin yüzündeki çizgiler, göz altı torbaları, kilosu genel durumu belki de 40’lı yaşlarının ortasında olduğu halde onu fiziken 50’lerin çok üzerinde gösteriyordu. Bence kadının buna takıldığını düşünmüyorum. Tamamen kendini kızına vakfettiği çok net görülüyordu. Üzüldüm…
Yani bir yanda kendi egosu, rahatı, geleceği için çocuğunun canından vazgeçen bir anne figürü, diğer yanda bir ömrü evladına dayan diğer bir anne figürü. Hayat ne kadar zor.
Metrodan beraber indik. Onlar asansöre ben merdivene yöneldik.
Ayrılırken aklımda kalanlar; bakımsız bir sandalye, kızın hiç yıpranmamış Adidasları ve kadının yüzündeki derin çizgiler..
Bir yanıt yazın