Demokrasi ve Biz
En doğru yönetim biçimi demokrasi midir?
Geçtiğimiz hafta haberlerde izlediğim komisyon toplantıları ve her zaman tartıştığımız kaldır elini indir elini şeklinde yapılan oylamaların ülkeyi getirmiş olduğu durum beni geçmişte dostlarımla sıkça tartıştığımız “Demokrasi en ideal yönetim biçimi midir?” tartışmasına sürükledi. Belki de demokrasi deyip konuyu masanın ortasına bırakmadan önce onu etraflıca tanımlamak lazım. Wikipedia demokrasi için şunları söylemiş; “Demokrasi veya el erki, halkın yasaları müzakere etme ve yasal düzenlemelere karar verme yetkisine (doğrudan demokrasi) veya bunu yapmak için yönetim görevlilerini seçme yetkisine (temsili demokrasi) sahip olduğu bir yönetim biçimidir.”
Aslında halkların yönetimi için bizzat halkın içinden bir temsilci seçmek ve onlara bu yetkiyi vermek başta insana mantıklı geliyor. Böylece halkı temsil eden küçük bir grup halkın tamamının geleceğiyle ilgili kararları en demokratik yolla alabilir. Teoride bu doğru ama pratikte? Burada oluşan soru işareti; bu halk temsilcilerini neye göre ve nasıl seçiyor? Seçmenin entelektüel seviyesi nedir? (Entelektüel; kapsamlı bilgi ve birikim gerektiren soyut konularla derinlemesine ilgilenen kişi). Daha da açarsak bu kitle içinde okur yazarlık ne aşamada? İnsanlar bilgi ve deneyim gerektiren konularda ne kadar donanımlı? Öyle ya ehliyet verirken bile diploma ve okul soran sistem oy verirken seçmenden bunu sorguluyor mu? Ya da sorgulamalı mı? Düşünsenize, seçmen kitlesi içinde kimi beyin cerrahı, elektrik mühendisi, avukat, kimisi tarlada çapa yapan bir okul dahi görmemiş bir vatandaş. Burada mesleki tartışmaya girmek istemem ama ülkenin refahıyla ilgili kararlara imza atacak birini belirlemek için en azından minimum seviyede bir donanım gerekmez mi?

Hepimiz antik Yunanda Socrates’in demokrasi hakkındaki görüşlerini öğrencisi Platon’un notlarından biliriz. 10 kitaptan oluşan Devlet isimli eserinde Socrates demokrasi hakkındaki görüşlerini kitaptaki karakter üzerinden şöyle iletir: “Eğer ki deniz yoluyla bir yolculuk yapmak isteseydin, geminin kontrolünün kimde olacağına nasıl karar verilmesini isterdin? Rastgele ve herhangi bir grup insan tarafından mı, yoksa deniz seyahatleri konusunda deneyimli, bilgili ve eğitimli insanlar tarafından mı?” Bu aslında çok zor bir soru değildir. Günümüzde de eğer bir otobüs ile seyahat edeceksek direksiyondaki kişiyi keyfi olarak seçer miydik? Yoksa hayatımızı emanet edeceğimiz şoförün ne derece deneyimli olduğunu mu sorgulardık? Bu soruya Sokrates’in yarattığı karakter Ademantus’un cevabı açıktır. Ona göre tabii ki deneyimli birini tercih ederler. Bu cevap üzerine Socrates cevaplar: “Peki bu durumda nasıl olur da bir ülkedeki yetişkin insanların rastgele ve herhangi bir grubunun bir ülkeyi kimin yöneteceğine karar verebilecek donanımda olduğunu düşünebilmekteyiz?”
Bu soru beraberinde ciddi bir tartışmayı da getiriyor. Madem halk eşit haklara sahip ve herkesin bu kararda bir tane oy hakkı var, bu hakkı istediği gibi kullanabilir. Diğer argüman ise; dört işlemi bile yapmakta zorlanan bir kişinin ülkenin ekonomisine yön verebilecek projeleri algılayıp oylayıp oylamayacağı üzerine kurulu.
Hatırlarsınız; Aysun Kayacı “Benim oyum dağdaki çobanın oyuyla bir mi?” demiş sonrasında yediği linçlerden dolayı geri adım atmış, özür dilemişti. Geldiğimiz noktada kim haklı çıktı?
Ben daha da ileri götürerek; oylayan halk çoğunluğunun olduğu kadar oyladıkları kişilerin de entelektüel seviyelerini merak ediyorum. Zira meclise oylarımızla gönderdiğimiz bazı vekiller dönemi boyunca sadece elini kaldırıp indiriyor ve hiçbir yasa tasarısına imza atmadan, aldığı oyun hakkını vermeden süresini tamamlıyor. Hatta bırakın tasarıyı, bir dönem boyunca söz dahi almayan yüzlerde vekil var. Yani seçen de seçilen de bu geminin nereye gittiği konusunda tecrübeli veya bilgili değil. İşin kötüsü farkında da değil.
Bu sıralar pek çok kez tekrar ettiğim Grigory Petrov’un Beyaz zambaklar Ülkesinde kitabında yazdığı gibi toplumlar için eğitim gerekliliğinin altını defalarca çizmiştim. Ve sevgili öğretmenlerimize bir saygı duruşu ve minnettarlık mesajı göndermiştim. Bugün milli eğitim ne durumdadır? Müfredat kaçıncı kez değişmiştir? Süresi, kılığı kıyafeti, nasıl yapılacağı sürekli tartışma konusu olan eğitimde içerik gün geçtikçe zayıflamakta bireysel karar verme becerilerine yönelik hiçbir yetisi gelişmemiş, dar görüşlü ve vizyonsuz bir nesil oluşmuştur. Tabii ki bireysel olarak farkındalığı yüksek ailelerin, zengin veya yoksul olsa da çocukları için eğitimin önemine yoğunlaşması herkese umut veriyor. Ender de olsa dağ başında çobanlık yapan bir gencimizin veya çok çocuklu bir yörük ailesinin kızlarından birinin yüksek bir başarıyla eğitimine devam etmesi hepimizi duygulandırıyor. Ama gel gelelim ortalamalar, pizza testleri (Pisa Test) ve benzeri başarı değerlendirmeleri bunu böyle söylemiyor.

Sonuçta bu yazıda size en doğru cevabı ben vermeyeceğim. Kendiniz bulacaksınız. Ama benim kararım sadece seçmenlerin kültür ve bilgi açısından belli bir çıtaya getirilmesi değil ama en azından vekillerin bir seviye elemesinden geçirilmesi ve değerlendirilmesi yönünde. 85 Milyon vatandaşın kaderini tayin edecek bir kararın bilinçli ve geleceğini düşünerek mantıklı seçim yapabilecek bir seçmen tarafından yapılabilmesi tek hayalim.
Ama kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda da ciddi oranda kaygılanmak için nedenlerim olduğunu görüyorum. Bunun için tıpkı eskideki gibi 3. Sayfa haberlerine ve ulusal kanalların haberlerine şöyle bir bakmak yeterli. Ülkede her gün olan biten olayların içeriği gerçekten çok umut kırıcı. Gelişmiş bir Avrupa ülkesindeki haber bülteni ile bizimkinin (tabii ki ciddi bir kanaldan bahsediyorum) arasında dağlar kadar fark var. Daha birkaç gün önce bir güvenlik görevlisinin düğün öncesinde havaya açtığı ateş ile yine 1 ölü 2 yaralı haberini almadık mı? Yol kesip halay çekenler, metrodan trende çıkan olaylar, etrafındakilere rahatsızlık verenler, çoluğa çocuğa bizzat kendi aile fertleri üzerinden taciz, kadına şiddet, sokak hayvanlarına katliam… Saysam paragraflarca… Ülkemizde insanların cahilce yaptığı davranışlar bitmiyor. Sonuçta malzeme bu olunca insan ister istemez dipsiz bir karanlığın içine düştüğünü düşünüyor.
Konu demokrasi ile başladı cehalete kadar geldi. Şimdi tekrar konuyu toparlayalım; bu kadar cahil insanın toplumun her kademesinde öbeklendiği bir ülkede doğru kararlar nasıl alınır? Bu insanlar doğru karar alabilecek seviyede analitik düşünebilme kabiliyetine kaç yılda kavuşur? Bu doğrultuda kendilerini temsil edecek kişileri kaç yılda doğru seçebilecek seviyeye gelir? 50, 100??
İyi bir hafta dilerim
Bir yanıt yazın