Anahtar

Sahibini bulan anahtar...

Bu hafta yine bir başka kısa hikaye paylaşıyorum. Aslında hep bahsettiğim diğer hikayelerim gibi bu da bir durum hikayesi. Yani yaşanmış bir olay. Yakın geçmişte kısa hikayelerimi toplamayı planladığım kitabıma eklediğim, bizzat başımdan geçen bir olayı hikayeleştirmiştim.

Bir anahtarın öyküsü.

Anahtar

Alelacele çantasını hazırlarken bir yandan da geç saatlere kadar oturduğu için kendine kızıyordu. Madem bu kadar erken seyahate çıkacaktı neden şu geç yatma alışkanlığından vazgeçemiyordu? Yataktan yine zoraki kalkmıştı. Bir yandan hazırlanırken bir yandan da saatine bakıyordu, saat neredeyse 05.30 olmuştu. Havaalanı sabah bu saatlerde sadece 10-15 dakikalık sürüş mesafesinde olsa da temkinli davranma takıntısından kendini alamadı. Daha saat 05.40’tı ama o direksiyon başında ve şimdiden günü planlama telaşına düşmüştü.

 Düşündüğü gibi 15 dakikadan az sürede havaalanı otoparkındaydı. Her zaman park ettiği üçüncü katta bir kez tur attı, yine yer yoktu. Şansına lanet okurken bir aracın ileride yerinden çıktığını gördü. Yer kapılmasın diye ters yönden hızlıca çıkan araca doğru yöneldi. Aracın sürücüsünün ters bakışlarına takılmadı. Zira kendince bu zaten normal bir hareketti. Usta bir manevra ile aracın önü çıkış tarafına gelecek şekilde park etti. Çıkarken manevra yapmak istemediği için bunu adet haline getirmişti. Aracın sağını solunu kontrol etti. Park ettiği katı ve yerin numarasını not ettikten sonra doğruca giden yolcu katına yöneldi.

Bu gün elinde bir bavul veya çek-çek tarzı bir çanta yoktu. Akşam uçuşu ile geri döneceği için eline sadece basit bir evrak çantası almıştı. Güvenlik kontrolüne gelmeden kemerini, arabanın anahtarını ve gümüş kolyesini çıkarıp çantanın içine attı. Kontrolde vakit kaybetmek istemiyordu. Hele hele güvenliğin ona “Lütfen metal eşyalarınızı x-ray cihazının önündeki plastik kutulardan birine koyunuz” uyarısını duymak istemezdi. Öyle ya, o tertipli düzenli ve kurallara harfiyen uyan biriydi. Ve bu tip uyarıları almak istemezdi. Yine de bant üzerine bıraktığı çanta için: “Çantanızdaki laptopu lütfen ayrı bir kutuya koyunuz” uyarısını işitti. Zaten saatini de çıkarmayı unutmuştu. Söylenerek laptopu çıkardı ve ayrı olarak çantanın ardından saatle beraber cihaza verdi. Bir yandan da güvenliğe ters bir bakış fırlattı. Adam sabahın 06.00’sında üzerine düşen görevi rutin olarak yaptığından bu bakışı hissetmedi, daha doğrusu çok da takmadı.

Girişteki ilk güvenlik noktasında çıktı ve aynı telaşla bu kez ikinci kontrole doğru yarı koşar şekilde ilerledi. Bir elinde çanta, bir eline katlayarak aldığı ceketi ve laptopu ile güvenlik sırasına dâhil oldu. Eli ceketinin iç cebinde, akşamdan çıktısını aldığı biniş kartını her an çıkartacakmışçasına hazır bir şekilde bekledi. Aslında tam zamanında gelmişti ve acelesi yoktu. Ama nedense seyahat öncesi anlaşılmaz bir telaş içinde olurdu. İnsanları izler, onların rahat davranışlarına şaşırırdı. Bu sabah da sırada önünde bulunan çift onu çileden çıkaracak kadar yavaş ve rahat davranıyordu. Sıra onlara geldiği halde ellerinde ne biniş kartı ne de kimlikleri görünmüyordu ve dün gece yaşadıkları bir olayı hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Sıra onlara gelince kadın çantasını karıştırmaya başladı. Ama uçuş kartları yoktu. Eşine sordu: “Hayatım nerede bu kartlar? Nereye koydun?” Adam elindeki telefonda sosyal medya mesajlarına dalıp gitmiş halde: “Sen almadın mı çıktıları?” diye cevaplayınca kadın kısa bir şok yaşadı. Sırada bekleyenlerden ufak tefek homurdanmalar yükselmeye başladı. Bir an etraftan aldığı gazla bu çifte iki çift söz söyleyecekti ki güvenlik onları uyardı: “Lütfen bakın sırada herkes sizi bekliyor. Uçuş kartlarınız yoksa lütfen çıkın ve kartlarınızı alıp tekrar sıraya girin!” İnanılır gibi değil. Uçuş kartları olmadan ikinci güvenlik sırasına girebilmişlerdi. Tabii ki bunda sıraya girilen kontrol noktasındaki görevlinin de payı vardı. Nasılsa bir şekilde oradan geçebilmişlerdi. Çift oldukça rahat, bavullarını x-ray girişinden geri alarak sıradan çıktı. Bir yandan da salaklıklarına kendilerince gülüyor, şakalaşıyorlardı. İnsanlarsa onların bu rahatlıklarına hayret ederken kısa süre içinde uçuşlarını yakalama telaşına geri döndüler.

Güvenlikten geçtikten sonra sakin bir kenara çekilip kemerini ve saatini taktı. Kolyeyi çantasına attı. Dalgınlıkla akşamdan boynunda unutmuştu. Ve böylesi bir iş toplantısına gayriciddi bir şekilde gidemezdi. Çantanın içine öylesine attığı kolyeyi tekrar alarak çantanın içindeki fermuarlı göze koydu. Ne olur ne olmaz düşürebilirdi.

Paldır küldür koşuşturma içinde geldiği alanda yine uçuşa 45 dakika kala İstanbul uçuşunun kapısında beklerken buldu kendini. Etrafına bakındı. Salonda bekleyen 5-10 kişinin muhtemelen geceden alana gelmiş ve aktarma bekleyen yolcular olduğu aşikârdı. Kimi koltuğun izin verdiği ölçüde uyukluyor, kimiyse elindeki telefonu kurcalıyordu. Her zamanki gibi o 45 dakika yine geçmek bilmedi. Kendine hep kızıyordu. Seyahat öncesi uyuyamama sıkıntısı, acele ile evden çıkış, otopark yeri stresi, güvenlik kontrolleri, aslında hepsi sadece kendi takıntıları nedeniyle bir sorunsala dönüşüyordu. Bunu gayet iyi bildiği halde yine de takıntılarından vazgeçemiyordu. İllaki sorunsuz bir şekilde park etmeli, güvenlikten çabucak geçmeli ve kapıya en kısa sürede gelmeliydi. Aslında bu takıntılar sadece uçak seyahatinde değil karayolunda da depreşiyordu. Beraberce seyahat edilecekse her zaman buluşma yerine en az yarım saat erken geliyordu. Sonra da bugün olduğu gibi ayakta uyukluyor bir yandan da kendi kendine hayıflanıp duruyordu.

Birkaç dakika bu düşünceler ile boğuştuktan sonra sırt çantalı tahminen otuzlarında bir adamın uçuş kapısının hemen önüne gelip beklemeye başladığını gördü. Yani sabahın kör karanlığında buraya kadar gel, sıranı bekle sonra biri gelip kendini en ön sıraya koysun…

Adamı baştan aşağı incelerken bir yandan da kapıyı ve koridordan gelecek bilet ve uçuş görevlilerini kesiyordu. Uçuşa kısa bir süre kala sıra uzadı ve kalabalıklaştı. O ise sırada o meşhur anonsu bekleyerek sahne alacağı anın heyecanını yaşıyordu. Görevliler geldi. Kısa bir hazırlıktan ve telsiz ile uçaktan onay aldıktan sonra beklenen anonsu yaptılar: “Business Class ve Öncelikli Kart sahipleri yolcularımızı uçağa binmek için lütfen kontrole gelmenizi rica ederiz!” Bu anons sonrasında arkalarda bir bayan muhtemelen elindeki business class uçuş kartı ile sıradan çıktı. O da mağrur bir şekilde öncelikli uçuş kartını göstererek iki yana ayrılan sıranın ortasından kontrole doğru yöneldi. O ne mağrur yürüyüş! Adeta açılın bakalım uçağın sahibi geldi havasında artistik bir edayla kontrolü geçti ve uçağa yöneldi. Madem böyle bir önceliği vardı neden telaş yaptı anlamak mümkün değildi. Aynı durumu her seyahatte yaşadığı halde bu da bir takıntıydı kuşkusuz…

Sonunda uçakta yerini aldı. Her zaman yerini koridorda tercih ederdi. Ama bu kez sistem ona cam kenarı vermişti. Binişin tamamlandığı anonsu ile yerine iyice yerleşti. Şansına yanı da boştu. Böylece yan koltuktaki ile bir dirsek koyma dalaşına girmeyeceğinin rahatlığı içinde kısa sürede uykuya daldı.

Sorunsuz bir uçuşun ardından yine bir telaş ve itiş kakış içinde uçaktan inerek kendisini bekleyen shuttle aracının durağına yöneldi. Araç her zamanki dakikliği ile yerinde bekliyordu. Zaman kaybetmeden alandan çıkan araç toplantının yapılacağı iş merkezine doğru hareket etti.

Yoğun bir günün ardından toplantılar bitti ve yine kendisini bekleyen shuttle aracı ile havaalanına döndü. Aynı rutini ve gerginliği aşama aşama tekrar yaşayarak dönüş uçağında yerini aldı. Toplantıların başarıyla geçmesi günün yorgunluğunu az da olsa öteliyordu. Bir süre toplantıdaki kararları ve tartışmaları düşündü sonra işi bir yana bırakıp uçaktaki dergileri karıştırmaya başladı. Gelen yiyecek servisi ve ikramlar derken uçak artık iniş için alçalmaya başlamıştı. Bir yandan toparlanırken bir yandan da aracını hangi parka, kaçıncı kata ve kaç numaralı yere bıraktığını hatırlamaya çalışıyordu. “Kırmızı 25A”. Not almış olsa da aracın yerini unutmamıştı. Zaten her seferinde not alırdı ama notlarına bakmasına da gerek kalmazdı… Elini çantasına attı. Şöyle bir içeride dolaştırdı ama anahtar eline gelmedi. Bu kez çantayı açarak içine baktı. Not defterini, evraklar, şarj cihazı, yakın gözlüğü çantada her ne varsa hepsini dışarı çıkardı ama anahtar yoktu. Bir telaşla fermuarlı göze baktı ama orada da sadece kolye ve kartları vardı. Bu kontrolü bıkmadan usanmadan birkaç kez tekrar etti. Ama nafile, anahtarı bulamadı.

Uçak nihayet indi. O tamamı ile anahtara odaklandığı için ne zaman yerinden kalktı ne zaman uçaktan indi farkında bile değildi. Koridorlardan geçerken anahtarın nerede olduğunu tahmin etmeye çalışıyordu: “Kesinlikle sabah alana girerken güvenlik kontrollerinde düştü” diye düşündü. Öyle ya gün boyu çantası elindeydi. Toplantı için sadece bir iki kez çantanın fermuarını açmıştı, o kadar. Hemen havaalanı güvenlik ofisine yöneldi. Onlar bulunan eşyaların kayıp ofisinde toplandığını söylediler. Ama kayıp eşya ofisinden anahtar çıkmadı. İstanbul havaalanı kayıp eşyadan da sonuç alamayınca güvenlikten sabah güvenlik kameralarını kontrol etmelerini rica etti. Aslında bu normalde mümkün olmasa da aşırı ısrarı ile ikna ettiği güvenlik şefi görüntüleri izledikten sonra geçiş esnasında düşen veya kaybolan bir eşyanın olmadığını teyit etti. 

Uçak akşam saatlerinde inmişti. Güvenlik ile kayıp ofisi arasında koşuştururken saatin nasıl geçtiğini anlamadı. Otoparkta aracın yanında öylece oturup bir süre bekledi. Ne yapacağını bilemedi. Çünkü yedek anahtar İstanbul'da merkez ofisteki filo yönetimindeydi. Yani istenmesi halinde kargo ile gelmesi birkaç günü alacaktı. Tam kalkıp eve gidecek iken anahtarın biri tarafından uçakta bulunması seçeneğine takıldı. Sonuçta aracın markası anahtarda yazıyordu. Bulanın yapması gereken, sadece kapıları açma butonuna basarak otoparkta dolaşmaktı. Bu şekilde aracı bulması en fazla yarım saatti. Karşıdan gelen otopark görevlisine durumu anlattı. Meğerse birçok kişi bu sıkıntıyı yaşıyormuş. Her hafta birkaç kez anahtar kaybı vakası olurmuş. Araç çalınmasın diye lastiğinin birini söken mi dersin, jantların üzerine binecek kadar lastikleri indiren mi ararsın… Hiçbiri ona mantıklı gelmedi. Önüne bir araç mı park etselerdi? Artık daha fazla ayakta kalacak gücü kalmayınca bir taksiye binip eve dönmeye karar verdi. Ertesi sabah daha sağlıklı düşünebilecekti.

Ne yaptıysa anahtara ulaşamadı. Sanki yer yarılıp içine girmişti. Ertesi gün ve onu takip eden birkaç gün hiçbir gelişme olmadı. Kargoyla gelen yedek anahtarla aracı otoparktan alıp eve getirdiği halde içi rahat değildi. Zira sigortalı aracın orjinal anahtarı ile çalınması halinde kasko bir ödeme yapmıyordu. Tek yapılması gereken komple anahtar sistemini değiştirmekti ama o da oldukça maliyetli bir işlem olacaktı. Artık yapacak bir şey yoktu, dikkatsizliğin bedelini ödeyecekti.

Serviste anahtar sisteminin komple değişeceğinin ve siparişin ancak bir ayda yurtdışından geleceğini duyunca iyice keyfi kaçtı.

Akşam eve döndüğünde bütçede açılan bu yaranın nasıl kapanacağını derin derin düşünürken cep telefon çaldı. Arayan shuttle firmasıydı. Telefonu açarken bir an shuttle firmasında anahtarını aramadığını fark etti. Öyle ya, belki de shuttle içinde düşürmüştü anahtarı. Ama o hep uçağa binerken düşürdüğüne takılmıştı.

Telefonu açtı: “Buyurun?”

“Beyefendi ben sizi Shuttle servisinden arıyorum. Sizden bir ricamız olacaktı?”       

“Tabi ki, nasıl yardımcı olabilirim?”

“Efendim son İstanbul seyahatinizde ödemenizi alan müşteri hizmetleri temsilcisi arkadaşımız sizden eksik tutar almış.”

Bir an kısa bir sessizlik oldu. Zira beklentiden tamamıyla alakasız bir konuya dönmüştü durum.

“Yani?”

“Eğer mümkünse sizden eksik alınmış olan 700TL’nin ödemesi için aramıştık?”

Anladım, tabii ki ödemeyi yapabilirim. İçeriden cüzdanımı alayım.” Kısa süre sonra kredi kartı ile telefona dönerek. “Ben de bir an şaşırdım siz arayınca kaybolan araç anahtarınızı buldum diye aradınız sandım.” Umutsuz bir gülümsemeyle kredi kartı numaralarını söylemeye hazırlanırken telefondaki görevli de gülerek: “Üzüldüm, size iyi bir haber vermek isterdim… Aslında burada 1 haftadır masada dolaşan bir tane araç anahtarı var. Şoför arkadaşlar hafta başında araç temizliği yaparken bulmuşlar. Hak verirsiniz ki her gün sayısız müşteri inip biniyor. Yoksa sizinki olmasın?” Olay şimdi çok farklı bir durum almıştı:

“Nasıl bir anahtarlıktı?”

Kahverengi, deri, uç kısmında Floransa hatırası yazıyordu.”

Adam elinde tuttuğu anahtarı incelerken ağzından müjde değerinde sözcükler döküldü: “İşte bu! Floransa yazıyor arkasında…”

“İnanamıyorum. Anahtarımı sizin araçta düşürmüşüm.

Eksik kalan ödemeyi yaparken mutluluktan adeta uçuyordu. İnanılır gibi değildi. Onu alanda, kayıp-buluntu ofislerinde hatta kameralar vasıtasıyla güvenlik geçişlerinde bile aramıştı ama bulamamıştı. Umutların tükendiği noktada anahtar kendi gelip adeta onu bulmuştu. Evet, adeta anahtar bizzat kendi ortaya çıkmıştı. Kredi kartı ödemesinin eksik olması, arama esnasında “Keşke anahtarımı bulduğunuz için arasaydınız” sözü üzerine her şeyin ortaya çıkması. Ödemeyi alan kişi hata yapmasa bunun ortaya çıkma şansı olmayacaktı. Yani bu hataya müteşekkir olmalıydı.

Her şeyi bir stres kaynağı, hatta bir takıntı haline getirse de insan bazı şeylere ne yaparsa yapsın müdahil olamıyor diye düşündü. Belki de bazı şeyleri akışına bırakmak lazımdı. Mutluluktan nihayet yüzü biraz güldü. Bir yandan bu tip şeyleri çok fazla dert etmemeyi düşünürken bir yandan da yarın sabah servisi arayıp yeni anahtar sistemi siparişini iptal edecekti. Yani sevinirken bile anın tadını tam çıkarmadan yarını planlıyordu.

Saati yatarken dikkatlice kurdu. Kuşkusuz yine erkenden uyanacaktı…

Ah bu telaşlı durumlarımız, takıntılarımız ve obsesyonlarımız... Ne yaparsak yapalım bu takıntılarımızdan kurtulmak gerçekten çok zor. Bazen olayları akışına bırakmak gerektiği halde ve bunu çok iyi bildiğimiz halde yapamayız. Neden yapamayız? Çünkü doğamız bu...

İyi bir hafta sonu dilerim.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir sonraki Blog Yazım için kalan süre:

-2Gün -9Saat 00Dk -54Sn
Emoji Tepkileri
Blog yazıma emoji ile tepki verebilirsiniz
Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir