Moda nereye gidiyor?
Özellikle erkek modası
Dikkat ettim de son haftalarda çok fazla kısa hikayeye yoğunlaşmışım. Artık hayal gücümün üretkenliği mi diyelim, yoksa bir hayali dünyanın oyuncusu olarak mı diyelim bilemiyorum. Şu günlerde yazdıkça yazasım geliyor. Siz bu yazıyı "Buluşma" isimli yazımın finalinden sonraki hafta okuyacaksınız. Bu hafta da kısa hikayelerle sizleri sıkmamak için eleştirel bir yazı yazmak istedim. Önümüzdeki haftalarda kısa hikayeler yine devam edecek.
Kısa süre önce Ege Aktüel'de köşe yazıları yazmaya başladım. Bu tip eleştirel makaleleri orada, hikaye ve kısa öyküleri ise burada yani web sitemde paylaşırım diyordum. Ama aklıma gelen bu konuyu fazla bekletmek istemedim. Yoksa zaman içinde insanın aklından uçup gidiveriyor.
Moda ne yöne doğru gidiyor? Yani erkek ve kadın modasında sokaktaki tablo nedir?
Aslında modayı çok yakından takip etmesem de günün trendleri ile ilgilenmeye çalışıyorum. Çünkü bitmez tükenmez izleme ve yorumlama takıntım bana rahat vermiyor. An gelmiyor ki birini üzerindeki garip kıyafetle veya dikkat çekici bir makyajla görmeyeyim. Hemen içinden yorumlayıp bir kenara not alıyorum. Bizlerin moda ve defile dendiğinde hemen aklına Victoria Secret markası gelir. Çünkü markanın iddialı ve cüretkar giyim tarzı herkesi yılbaşında TV'nin karşısına kilitlerdi. Bugün neredeyse bu kıyafetleri sokakta herkesin üzerinde görecek noktaya geldik...
Bizler de genç olduk ve bazen aykırı olduğunu düşündüğümüz kılık, kıyafet veya takılar takındığımız oldu. Ama günümüzde modadaki trendler insanın güzelliklerini ortaya çıkarmak bir yana dursun adeta rezil olmasına çanak tutuyor. Hoş; bu şekilde giyinip kendini sokağa atanlar kendilerine yönelen bakışları belki de bir hayranlık belirtisi olarak yorumlayabiliyordur. Gerçekte bu bir hayranlık mı garipseme mi tartışılır.

Kadın modasında her geçen gün kadın kıvrımlarının daha da ön plana çıktığı, hatta artık yarı görünür hale geldiğine tanık oluyoruz. Özellikle yaşadığımız şehir İzmir'de havaların sadece bir kaç derece ısınması bile her şeyin ortaya çıkmasına yetiyor. Diğer yandan son birkaç kış boyunca tamamen bel kısımlarını açıkta bırakan bluz ve tişörtler görmüştük ama son zamanlarda bu durum daha da açılıp saçılarak bikini üstüne kadar dönüştü. Evet bildiğiniz bikini üstü ile sokağa çıkan bir güruh var artık. Yani bu soğukta -daha yaz gelmeden- bu kadar açılıp saçılmak... İnsanın direk böbreklerine vuran kış soğuğu bedene hiç zarar vermez mi? Anlamak gerçekten zor.
Lütfen yanlış anlamayın ben aşırı tutucu veya tahammülsüz biri değilim. Bilenler bilir; her zaman özgürlüklerden yanayım. Ama bu şekilde her şeyi biraz abartmıyor muyuz? İşim gereği defalarca yurtdışına, hatta kıta aşırı seyahatlere gittim. Dünyanın hiçbir yerinde -bazı marjinal bölgeleri esas almazsak- bu tip bir adaptasyonu göremezsiniz. Yani moda ikonları ne diyorsa ertesi sabah erkenden uyguluyoruz.
Aslında bu yazıyı kaleme alırken kadınlardan çok erkeklere uygun görülen kıyafet tarzına takıktım. Ama oturup yazmaya başlayınca kadınların modasının da erkeklerden farklı olmadığını gördüm. Kadınlarda her şeyi ortaya dökme trendi oluşurken erkekler için de modacılar tarafından feminen bir giyim yaklaşımının geliştirildiği görülüyor. Yani dijital platformlarda gözümüze sokulan üçüncü cins insan tiplemesi formatına uygun olarak aykırı modacıların erkeklere giydirmeyi planladığı kıyafetler pek de erkeksi değil. Şöyle bir baştan aşağı inceleyin. Detaya çok girmek istemiyorum ama herkes bir David Beckham fiziğinde değil. Adam ayı gibi kıllı ama ensesi, göbeği tamamen açıkta ve ayak bileklerini de açıkta bırakacak düdük gibi bir pantolon giymiş. Kolunda duvar saati büyüklüğünde bir saat ve olmazsa olmaz küpesi de kulağında... Ama bu kombini tamamlayan en önemli unsur bir el çantası. Geçmişte kadınlar bu tip çantaları makyaj çantası olarak kullanırdı. Şimdilerde bu tip giyinen genç erkekler bu çantaları ellerinden düşürmüyorlar.

Neden böyle giyiniyorlar? Bu tipler kimler? Bir anda nereden çıktılar?
Bunu anlayabilmek için şöyle derinlemesine dizilere, dijital platformlardaki celebrity tiplerin kıyafet ve tarzlarına göz atmak lazım. Adam "O giyer ise ben de giyerim ne olacak? Benim neyim eksik?" diyor. Yani genel çöküş hali burada da ön planda. Cahilliğin tepe yaptığı ve farkındalık kavramının diplere vurduğu bu dönemde daha fazlası beklenemezdi. İnsanlar eskiden üzerine yakışanı vücut tipini de göz önüne alarak seçerlerlerdi. Şimdi yakışıp yakışmadığı sorgulanmıyor. Çünkü nasıl görünürse görünsün toplumda oluşan yeni kodlar bu tip giyinmenin belli çevreler içinde genel geçer yaklaşım olduğu kabulünde. Yani bu giyim tarzıyla etrafa "Evet ben belki ölçü ve tip olarak şekilsizim. Ama bu pek de umurumda değil çünkü para bende, alırım ve giyerim!" mesajı veriliyor. Zaten onlardan böyle giyinmelerini bekleyen arkadaş grupları ve en önemlisi bir genç kadın kitlesi var. Bu durumda karşı cinsten pozitif not alabilmek adına kendilerini şekilden şekle sokuyorlar.

Bu noktada ekranları ele geçiren dijital platformlardaki dizilerin içeriklerine de değinmek isterdim. Ama yazının hacmini oldukça genişleteceği için şimdilik o konuyu bir kenara park edelim. Ama ilk fırsatta bu konuyu da tartışmaya açacağım. Kısaca değinmek gerekirse bu platformlar her dizide, filmde kadın ve erkek birlikteliklerine farklı yorumlar getirmekle cinsel özgürlüklerin altını çizmek istiyorlar. Ve daha da ileri giderek erkek ve kadın giyim kodlarına direk müdahalede bulunuyorlar. Bu şekilde kimin ne giydiği, ne taktığı önemli değil mesajı verilmeye çalışılıyor. Kimin ne giydiği, taktığı ya da saçını nasıl tıraş ettiği veya ne renge boyadığı sadece kişinin kendisini ilgilendirir mesajı veriliyor. Bu kesinlikle doğru ama yanlış olan her şeyi rol model olarak alıp kopyalamaya çalışan bir gençliğin geliyor olduğudur. Bu gençlik ekrandaki tiplemeleri kendilerine rol model olarak belirlerken sadece kılık kıyafetini değil saçını, tıraşını, belindeki tabancayı veya konuşma tarzını bile kopyalıyor. Her geçen gün aynı tip jest ve mimiklerle konuşan, kılığı kıyafeti birbirinin kopyası tipleri görüyoruz. Yakın geçmişte Kurtlar Vadisi fenomenini şöyle bir bir hatırlayın. Sokakta bir sürü Polat Alemdar ve Memati Baş dolaşıyordu. Şimdi de durum çok farklı değil...
Bu hafta yazımın sonunda her zaman yaptığım gibi iyimser ve olumlu bir temenni yapamayacağım. Çünkü bunun bir temenniden çok hayal olduğunu hepimiz biliyoruz. Son 25-30 yılda ülkemizde eğitim çıtası yerlere kadar düştüğü için artık bu konularda yorum yapmak gerçekçi olmuyor. Kültür yolunda neredeyse iki nesilden uzun sürede alınmış mesafeyi son yirmi yılda sıfırladık. Tekrar aynı kültür ve bilinç seviyesine gelmek neredeyse bir nesil gerektirecek. O zamana kadar bu tabloları ne yazık ki çok göreceğiz.
İyi bir hafta sonu dilerim.
Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.
Bir yanıt yazın