Otobüs Camından Geçen Hayat

Otobüs Camından Geçen Hayat

Farkında mısınız? Geçiyor hayat

Bu hafta Paulo Coelho'nun ünlü kitabı Simyacı'da verdiği bir meselden yola çıkarak dünyadaki harikalara bakışımız üzerine yazmak istedim. Daha doğrusu bakmaktan çok görmemiz üzerine yazdım desem daha doğru olacak...

Hikayede bilge bir kişi, bir gence içine silme zeytinyağı doldurulmuş bir çay kaşığı verir ve yağı dökmeden sarayı gezmesini ister. Genç, gözü kaşıkta sarayı gezer ancak etraftaki güzellikleri göremez. İkinci turda kaşıktaki yağı unutup sarayın ihtişamına dalan genç bu kez yağı döker. Bilge gence şu unutulmaz dersi verir: "Mutluluğun gizi, dünyanın tüm harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla zeytinyağını asla unutmadan."

Geçtiğimiz günlerde bir konuşmada insanın herhalde süren yaşam yolculuğunda arkasına baktığında en çok gezip gördüklerini hatırlar diye düşündüğümü söylemiştim. Bunu biraz daha açarsak; düşünsenize koca bir yaşam gelmiş, geçmiş ve yaşanmışlıklarınızı, değerli anlarınızı şöyle bir gözünüzün önünden geçiriyorsunuz. Kuşkusuz yetiştirdiğiniz evlatlarınızı veya çekirdek ailenize özel detayları düşünebilirsiniz. Ama bunların yanında bir yaşam süresince iyi, kötü neler yaptığınızın bir muhasebesini de yapardınız diye düşünüyorum. Aslında söylemek istediğim bu kadar detayın içinde "Ben yaşarken neyi iyi yaptım?" diye kendinize sorarken herhalde yaptığınız geziler ve gözlemler en çok içinize sinen şeyler olurdu. İnsanın gezip gördüğü yerler, kültürler, tatlar ve bölgesel çeşitlilikler üzerinden yıllar geçse de unutulmuyor.

Hayat kuşkusuz bir koşuşturma içinde geçiyor. Sıkça haftaların ve yılların nasıl geçip gittiğini anlayamadığımızdan şikayet ediyoruz. Artık günler biz otobüsün camından bakarken gelip geçtiğimiz kasabaları anlık olarak görmemiz gibi hızlıca geçip gidiyor. Bu kasaba neresiydi? Adı neydi? Tam olarak neredeyiz? Ne yaşandığının pek de farkında olamadan bu yolculuğun süratine adapte olmaya çalışıyoruz. Her hafta bir kısa hikaye veya köşe yazısı yazarım diye çıktığım bu yolda her cuma gününün sanki pazartesiden sonra geliyormuşçasına koştura koştura geldiğine şahit oluyorum.

Günler gelip geçiyor da acaba biz bu günleri doya doya yaşayabiliyor muyuz? Yoksa farkında olmadan gelip geçen günlerdeki güzel detaylar arada kaynayıp gidiyor mu? Elinde resim defteri ile yanınıza gelen kızınızın "Bana bir ağaç çizer misin?" isteğine kızım bu gün işte çok yoruldum. Lütfen biraz rahat ver de dinleneyim mi diyorsunuz? Yoksa her şeyi bir yana bırakarak tekrar yaşanmayacak bu anın tadını çıkarmaya mı çalışıyorsunuz? Zaman hızlı geçiyor ve belki de beraberce geçireceğiniz bu değerli anları bir daha yaşayacak zaman veya imkan bulamayacaksınız. Anın değerini anlayarak tadını gerçek anlamda çıkarabilmek herhalde iyi bir disiplini gerektiriyor. Öyle ya; kendinize ayırabileceğiniz zaman ile işe veya başka bir şey ayıracağınız zamanın arasına kesin çizgiler koyabilmek ciddi bir iç disiplinini de beraberinde getiriyor. Yoksa her bir işi yarım yamalak bırakıp hiçbirini tam anlamıyla tamamlayamadan genel bir başarısızlık portresi de yaratabiliriz. Tekrar Simyacı'daki mesele geri dönersek; önemli olan etrafımızdakilere yoğunlaşırken aslen yürütmekte olduğumuz şeyleri de bir kenara itmememiz gerektiğidir.

Çoğunlukla sahip olmak istediğimiz bir şeyi uzunca bir süre hayal ettikten sonra elde edince bir tatmin durumu oluşuyor. Ve o meta kısa süre içinde güncel deyimi ile "out" oluyor. Tıpkı Sezen Aksu'nun "Ben de yoluma giderim" adlı şarkısında "Hani satın alınan sevgiye alıştırılmış bir çocuğun her oyuncağa çabucak doyumu" sözlerindeki gibi her sahip olduğumuz şeye kolayca alışıyoruz ve tatmin gerçekleştikten sonra o artık sıradan bir metaya dönüşüyor. Ama bir de maddi olmayan tatminler var bir ömür boyu unutulmayan. Çok sevdiğiniz bir müzik grubunun konserini en önden izlemek veya hayalini bir ömür boyu kurduğunuz Afrika safarisinde kucağınızda bir yavru aslan ile fotoğraf çektirmek gibi. Bunu yapabilen için hayat inanılmaz doyurucu ve dolu dolu geçer. Ama yapamayan için pişmanlıklarla doludur. En çok bu durumu Sakıp Sabancı'nın röportajlarında hissetmişimdir. Paranın ve gücün getirdikleri ile yapamadıklarının pişmanlıkları, üzüntüsü yüzünden kolayca okunmaktadır.

Ben de tıpkı kitapta söylendiği gibi elimden geldiğince anın tadını çıkarmaya özen gösterirken sorumluluklarımı da göz ardı etmemeye çalıştım. Kabul edeyim ki bazen kolaya kaçtığım veya tembellik ettiğim de doğrudur. Kim arada sırada bir ödüllendirme istemez ki?

Siz bu satırları okumaktayken ben Brüksel-Brugge arasında bir trende gezginlik yapıyor olacağım. İşimden zaman buldukça gittiğim yerleri gezip fotoğraflamaya veya bu yerlerin özel deneyimlerini yaşamaya çalışıyorum. Gezi deneyimlerimi sizler de yaşamak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

Herkese elindeki yağı dökmeden etrafı şöyle detaylı görebileceği bir hayat yolculuğu diliyorum.

Her hafta Cuma günü saat 19:00'da blog sayfamda buluşalım.

Ücretsiz kopyanızı edinin!

2025 yılı boyunca yayımladığım ve okuyucular tarafından en çok beğenilen hikâyelerden oluşan DOST Bülten Özel Sayısı'nı ücretsiz olarak edinebilirsiniz.

Bu özel seçkiyi ücretsiz almak ve her cuma yayımlanan yeni yazılardan haberdar olmak için aşağıdaki forma e-posta adresinizi bırakmanız yeterli.

Blog Listem

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir