Neden artık insanlar işini düzgün yapmıyor?

Neden artık insanlar işini düzgün yapmıyor?

Dünden bugüne ne değişti?

Bir süredir hep aklımda… Bu konuda bir deneme yazmalıyım ve kesinlikle bunu satırlara dökmeliyim diye…

Neden insanlar artık işlerini düzgün yapmıyor? Çok değil bundan belki 20 yıl önce bir ayakkabı tamircisine veya bir terziye gittiğiniz zaman ustanın işinizi ne kadar ciddiye aldığını hissederdiniz. Bu sizde ustaya karşı bir güven duygusu oluştururdu. Usta ayakkabıyı veya terzi pantolonu eline alıp şöyle detaylı bir inceler sonra dönüp bir yorum yapardı. Gözlüklerinin üzerinden size neden sorun yaşadığınızı uzun uzun anlatırdı. Bu açıklama ayakkabının veya pantolonun tamirinin aslında ne denli meşakkatli bir işlem olacağının bir açılımıydı. Çünkü iyi işi icra edebilmek adeta bir sanat/zanaat gerektirirdi. Ve biz her zaman bu tip ustalara saygı duyar, önerilerini kulak arkası etmezdik.

Öyleyse bugün ne değişti? Bende neden birden bu yazıyı yazma isteği uyandı. Anlatayım; gün geçmiyor ki işini yapan birinin yaptığı işe yaklaşımından şikâyet etmeyelim, işin sonucundan olumsuz etkilenmeyelim.

Öncelikle eskiden esnaf veya sanatkâr müşterisine veya hizmet verdikleri kişilere saygılıydı. İfade şekilleri, karşısındakilere gösterdiği saygının işaretleri olan seçtiği sözcükler dahi farklıydı. Karşılarında onlardan hizmet bekleyen kişilere olan tavır ve davranış şekilleri mesafeli ve kibardı. Eğer evinizde servis vereceklerse randevu saatlerine dakik bir şekilde uyarlardı. Aynı şekilde bizler eğer bir yere randevulu gideceksek zamana aşırı dikkat eder onlara olan saygımızı böyle gösterirdik. Yani her şey karşılıklı olarak olması gerektiği gibiydi. İnsanlar birbirine sen değil siz diye seslenir hatta eşi yanında olmayan bir kadın ile göz temasına bile girmediklerine şahit olabilirdiniz.

Bugün durum nasıl? Öncelikle kendimden örnek vereyim; otuz yıldır aldığım eğitimler gereği hiç tanımadığım birini telefonla aramadan önce kısa bir mesaj atıp uygunluğunu sorarım. Bunu sadece kendime mal etmeyeyim, benim jenerasyonum zaten hep böyle yazılı olmayan kurallarla yetişmiştir. Zamanının herkes için en değerli hazine olduğunu bilirdik. Bugün e-mail ile mesaj gönderin ama cevap beklemeyin. Artık karşınızda geçmişteki o kibar ve ince insanlar yok. Benim zamanım çok değerli, zamana karşı yarışıyorum vs diyen yeni yetmeler var o koltuklarda… Bugünkü şartlarda karşı tarafın da sizden bir menfaati varsa o sizi zaten hemen bulur. Ama ortada somut bir menfaat yoksa günümüz jenerasyonundan olumlu veya olumsuz bir dönüş alamazsınız. Yani saygısızlık ve anlayışsızlık iletişimsizlikle başlıyor.

Geçenlerde bir doktor muayenesinde içeride bulunduğum yaklaşık 3-4 dakikalık süre içinde söyleyeceklerimi ağzıma tıkıp beni adeta muayenehane dışına koyan doktoru görünce iletişimsizliğin en cahilinden en okumuşuna kadar nasıl hastalık gibi yayıldığına bir kez daha şahit oldum. Yani aslında sorun sadece cehalet değil. Zira okul sadece cehaleti alıyor ama eşeklik her zaman baki kalıyor.        

Gelelim esnafa ve sanatkara… Klimacı mı? Buzdolabı tamircisi veya Boyacı mı? Eğer peşin olarak ödeme yaptıysanız onu istediğiniz gün ve saatte kesinlikle iş yapacağı yere getiremezsiniz. Varsayalım geldi. Genelleme yapmamayım ama çoğunluğu yaptığı işi alelacele yapıp parasını alır ve ardında eksik bıraktığı noktaları ancak bir başka ustayla makyajlarsınız. Çünkü kimse artık konusunun ustası değil ve tabiri caizse şişirme işlerle günü kurtarıyor. Eğer ola ki görüş bildirirseniz hemen “kıl müşteri” damgasını yersiniz. Çünkü o işi en iyi ol bilir…

Nedenine gelince; son 15-20 yıldır sanatkarda usta-çırak ilişkisi bitti. “O iyi ustalar güzel atlara binip gittiler, demirin tuncuna ustanın p..ine kaldık”. Liyakat/Liyakatsizlik meselesi sadece profesörde, genel müdürde veya bir yöneticide görmemizden öte, toplumun tamamına bir hastalık olarak yayıldı. Aracınızın aküsünü söken adamdan ofisinizin elektrik tesisatındaki sorunu tamir etmeye çalışan adama kadar herkeste liyakatsizliğin her versiyonunu görüyorsunuz. Çünkü eğitim artık bizim çocukluğumuzda veya büyüklerimizin zamanındaki gibi değil, eğitimciler de köy enstitülerinden çıkma büyüklerimiz veya devlet üniversitelerinden mezun abilerimiz, ablalarımız değil… Çünkü artık onları atayan sistemin yöneticileri, milli eğitim sistemi, üniversiteler, meslek okulları ve odaları eskisi gibi hiç değil. Bugün düşünüyorum da son yıllarda kesinlikle sahte bir doktora muayene olmuş olabilirim. Veya diploması şaibeli birçok kişiden hizmet almışımdır. Yani artık ne okumuşuna ne de sahadan gelen alaylıya zerre kadar güven kalmadı. Geçenlerde birisinin medyadaki ifadesi bende de karşılık buldu: “Şu anda Türkiye’de beni şaşırtacak hiçbir şey kalmadı” diyordu. Çok doğru artık hiçbir şeye şaşırmıyorum…

Biz bu noktaya ne zaman geldik? Nasıl geldik? Eskiye dönebilmek mümkün mü?

Çok zor…

Ülkenin demografisi değişti, kültürü değişiyor, değerleri değişiyor, insanlık değerleri değişiyor, bitiyor.

Belki radikal bir değişim olursa -tıpkı Atatürk dönemi inkılapları gibi- bir ihtimal ama bu konjonktürde bu da çok zor.

Allah sonumuzu hayır etsin…     

Bu gönderiyi paylaş

Comments (2)

  • Serdar Akleylek cevap

    Bunlar iyi günlerimiz. Beraber çalıştığım gençler (18/33 yaş) dahi durumdan şikayetçi. Ama aynı şeyleri yapıyorlar. Benden 15 yaş büyüklerin iş kalitesini yakalamakta ben zorlanıyorum, ama yeni nesil için böyle bir düşünce kaygı yok.
    Güzel günleriniz olsun…

    11 Ağustos 2025 , 21:47
    • admin cevap

      Yorum için teşekkürler kardeşim

      11 Ağustos 2025 , 21:54

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir